30 Kasım 2009 Pazartesi

Lotte!

Koskoca bir ayi sadece bir yaziyla gecistirmek olmaz. Bu yüzden yazasimda geldi. Size kaldigim evdeki köpegi anlatacagim. Buraya kadar gelmisken elin itini ne anlatiyorsun bize diyebilirsiniz ve de haklisiniz! Ama genede anlatacagim.



Köpegin adi Lotte! Buraya gelmeden önce host ailemle maillesirken ögrendim bu köpegin varligini. Önce korktum. Hayir hayir köpeklerden korkmam hatta cok severim hayalimdir köpek beslemek. Korkum köpegin su 15 cm boyunda kücük süs köpeklerinden olmasiydi. Ne oynanir, ne ele gelir, görmezsin basarsin, ezersin bir dert falan diye düsünürken fotografini gördüm. Neyse o yerden bitme köpeklerden degildi. Haski-Labrador ciftlesmesi sonucu olusan 2008 model 1.5 yasinda bir Hasrador.(Ismi ben uydurdum) Neyse sonucta geldim buraya ilk basta kapida karsiladi beni kokladi falan bir hosgeldin dermis gibi. Bende sevdim bu köpegi basta mavi gözlü siyah agirlikli siyah beyaz bir köpek. Sonra zaman gecti baktim köpek aptal! Ciddi ciddi aptal. Sonradan ögrendim ki yavruyken bulmuslar bu köpegi almislar. Yavruykende sirin tabi, evdede 3 tane kiz kucaktan kucaga köpege bebek muamelesi yaparak köpekligini yasattirmamislar ki hala öyle. Yani köpek köpekligini yasayamiyor. Koku alma diye bir olayi yok. Bildigimiz köpegin burnu keskin olur. Bazen yemek yaparken yere et falan düsüyor köpekte yanimda, gösteriyorum eti, bulamiyor o eti. Ayagimin arkasini kokluyor önünü kokluyor solunu kokluyor, ayagimin sagindaki eti bulamiyor.

Her gün evin annesi ile yürüyüse cikiyor. Bazen bende katiliyorum. Köpek gözü fildir fildir dönüyor. Hani öyle bir kuvvetle atiliyor ki sirf kas yapmak icin o köpegi gezdirmek yeterli. Bu arada burada cok fazla tavsan ve sincap var parklarda, yesil alanlarda, köpegin hedefi onlar.
Bir gün Hollanda'dayken. Köpegin ipi koptu. Aksam 21.30 da cikmistik yürüyüse. Hava soguktuda biz bir 20 dk yürüyelim diye cikmistik. Lotte'nin ipi koptu. Etrafta tavsan dolu sonra....
Bir dakika ya bunu anlatmamam lazimdi bir baska yazida anlatacaktim bu olayi. Neyse baslamisken bitirmeyelim o yaziyi yazarken kopyala-yapistir yapip devam ederim.

Anladiginiz gibi yada anlattigim gibi köpek cok simarik. Evde de benden rahat hayvan. Sürekli seviliyor. Bazen oyun oynamak istiyor kimse oynamayincada resmen suratina küfreder gibi havliyor. Bazen yemek yaparken burnunu sokuyor yemege. Simdi ben babadan görme köydede köpeklerle yasamis adam olaraktan böyle istenmeyen bir sey yapti mi köpek, geciririm bir tekme bir dahada yapamaz. Ama burada yok! Köpege gecirsem zaten evden atarlar beni direk. Köpege yapilan en sert davranis sadece sinirli bakarak NEIN demek. Köpekte anlamiyor havlamaya devam ediyor. Bu da beni bazen deli etsede takmamaya calisiyorum.

Evin annesinin bir isi vardi köpekte yürüyüse cikmamisti. Dedim siz gidebilirsiniz ben köpekle yürüyebilirim. Tamam dedi. Ilk defa Lotte ile yalniz yürüyecektim. Taktim tasmasini basladik yürümeye. Baktim kosuyor ileri atiliyor bende atildim. Baktim kosuyor bende kostum onla. Sonucta kendide bende oldukca yorulduk. Ama eglenceli geldi. Saat 21 sporu oldu. Her gün yapmaya gelemem ama arada böyle Lotte ile aksam yürüyüsleri eglenceli olur gibime geliyor. Simdi Lotte yorgunluktan baygin bir sekilde yerde ayagimin dibinde yatiyor. Bense ayni sebepten kamburum cikmis bir vaziyette bu yaziyi yaziyorum. Sizde nasil bir sekilde okuyorsaniz okuyorsunuz iste. Kalin saglicakla!

1 Kasım 2009 Pazar

Hmm..Yazi iste!

1.5 ay olmus buraya geleli...
Daha gecen gün yasamis gibi hatirliyorum ailemle vedalastigimi, Frankfurt'a inisimi...
Daha dün gibiydi Öss sinavina girisim...
Gecen aydi sanki OKS'ye girmistim....
asfsjkdlgjhdsagahgahdgjkghskghfdasafdjhlkgulfvbn
Evet biraz daha gidersem dogdugum anida hatirlayacagim ve zaman üzerine derin anlamli cümleler kuracagim. Fakat sarmaz bu tür yazilar beni. Neyse efendim üstteki bi cümleyi geri kullanayim yazima baslayayim.

1.5 ay olmus buraya geleli...
Evet sasirdim 300 günlük maceramin 50. günündeyim.
Soruyorum kendime iyi degerlendiriyorum mu günlerimi?
Cevap hayir.
Neden hayir?
Keine Ahnung! (Bir fikrim yok.)

Birinci mesele dil.Gelmeden keske kursa gitseymisim demeden edemiyorum. Üstüne üstlük buradada kursa gitmiyorum. Fakat genede kursa gidenlerden biraz daha iyi durumda Almanca'm. Sagolsun bu konuda ailem cok yardimci oluyor.

Ikinci mesele arkadas, dil olmayinca arkadasta olmuyor takilacak. Türkler cok fakat zaten geldigim yerde 70 milyon var. Bununda üstüne ilk basta 10. sinif olusum coluk cocukla okuyusumu ekleyin. Gerci simdi 11. sinifim cok mu büyüdü bu Almanlar? Evet inanilmaz ama fark cok bariz en azindan benim okulumda. Simdi yavas yavas cevre ediniyorum.

Bu aralar boslamisim biraz blogumu asil sebep üsengeclik. Yazacagim diye oturuyorum bilgisayar basina fakat tüm istegim sönüyor. Oysa yazacak baya yer gezdim sayilir. Icimden gelince yazarim. Kim bilir belki 5 sene sonra yazarim. Simdi aklimda bir konu olmadan oturdum yaziyorum bu yaziyi. Bir basladim mi gidiyor alakali,alakasiz...

Ilginc bir sey anlatacagim simdi. Buraya bilgisayarsiz geldim.
Cok pismanim. bu yüzden host kiz kardesimin odasindaki bilgisayari kullaniyorum. Oda cok daginik. Kizin ic camasirlari yerlerde böyle. Maalesef kiz güzel degil ve tipim degil ve sisman. Ama bir erkek arkadasi var. Neyse bu erkek arkadas bazen bizde kaliyor. Kaldigi bir gün su icmek icin asagi indim. Geceyarisi idi. Mutfaga bir girdim. Kizin erkek arkadasi sadece boxer giymis halde kahve hazirliyor. Ilk saskinligi atlatamadim. Selam dedi bana, bende selam dedimde biraz saskinlik vardi tabi en sonunda güzel boxer deyip yukari ciktim. Tabii suyumu icmeyi unutmadim. Cok rahat millet bu Almanlar.

Bu arada üstteki paragrafa bilgisayarsiz geldigimi söyleyerek baslamam ve hic alakasiz bir olayla kapatmam gelisigüzel yazdigimin bir kaniti olmali.

Neyse biraz sacma bir yazi yazdim farkindayim. Neden sacma oldugunu bildigim halde yazmaya devam ediyorum farkinda degilim. Yazimi sona erdirmem gerektigininde farkindayim.

9 Ekim 2009 Cuma

Afs Kampi!


Buraya gelmemin 3. haftasi... AFS'den kamp cagirisi geldi. Kamp Mönchengladbach'taydi. Bana 10-15 dakikalik mesafede bulunan en yakinimdaki Türk Afs'li Anil ve host annesi geldiler beni almaya. Dönustede benim host anne alacakti bizi. Neyse giderken Krefeld'den Bosnali Alexander'i aldik.Bu arada Alexander'in ailesi degisti böylece baska okula gitti.Artik beraber takilamiyoruz. Kamp alanina geldik. Ormanin icinde bir genclik oteli gibi bir yerdi. Iceri girdik ismimizi yazdirdik. Bizden önce 4 kisi gelmis. Bir Italyan,bir Cek, bir Amerikali ve bir Türk olan Hazal. (Fikra baslangici gibi oldu) Neyse tanistik falan isim nedir nereden falan filan. Digerleride sonradan topluca geldi. Yaklasik 30 afs'li olduk. Iclerinden ben ile birlikte bes kisi Türk! Kampta en cok cekik gözlulerden bekliyordumda 1 tane vardi o da Vietnamli sirin bir kizdi. Yani Cin'in yerini biz Türkler kaptik. Millete bagira bagira Türkce küfür etmekte oldukca komikti. Hatirladigim kadariyla Brezilya,Arjantin,Venezuela,Kolombiya,Paraguay, Sili, Amerika, Belcika,Italya(4 tanede Italyan vardi),Portekiz,Cek Cumhuriyeti,Bosna-Hersek,Rusya(at gibi bir kiz geldi ki anlatacagim) Vietnam ve Türkiye'dendi gelen Afs'liler.Basta herkes ismini,ülkesini söyleye söyleye tanistik. Daha sonra saplar(afs görevlileri) topladi bizi birde topluluk üzerinde tanittik birbirimizi. Aksam yemegi derken Arbeit denilen olayin ilkini yaptik. Gruplara ayrilip her guruba bir sap geliyor sacma sapan SIKICI sorular soruyorlar. Kampin en SIKILDIGIM anlari bu Arbeit denilen anlariydi. Evinizi, Almanya'yi nasil buldunuz.Kalacaginiz süre icinde ne hedefliyorsunuz?..vs.vs sorular... Neyse ilk Arbeittan sonra yemek molasi oldu. Tabii Almanlarin aksam yemegi bizim kahvaltimiz gibi. Salam,peynir, domates..vs..vs Daha sonra otelin kucuk diskoya benzer bir yerinde gece yarisina kadar lafaldik. Sonra odaya ciktik. Tüm erkekler ayni odada kaliyoruz 16 kisilik oda! Neyse 13 erkek vardi. Rahat uyuduk.

2.gün kahvalti, arbeit derken Aksam AFS Kamplarinin geleneksellesmis olayi Talentshow denilen mereti ögrendik. Kisi veya gruplar yeteneklerini gösteriyorlar yada bir skec canlandiriyorlar. 5 Türk, 3 Italyan 1 bosnali ve 1 Cek olarak grubumuzu olusurduk önce italyanca cav bella'yi söyledik. Sonra geldi bizim masrsimiza Türkler olarak biz ne söyledik? Yar..... ye Fener! Evet o kadar insan arasinda bu marsi söylememiz ve yabancilarada söyletmemiz oldukca eglenceliydi. Ve bunu söylerken dinleyenlerin yüz ifadesindeki tebessüm dahada eglendiriciydi. Daha sonra diger Türk Afs'li Melek oryantal dansi yapti ve bizim is bitti. Cok iyi degildik diger gruplara nazaranda eglenceli idi sonucta.

Tabii bi gece oldukca uzun sürdü. Saat 3 gibi idi yatakhaneye döndüm. Bu sürede ne yaptim? Cek kizin üzerinde Metallica t-shirti vardi tamam actim konuyu Metallicadan sonra kiz gecmisini anlatti. Kizin görüntüsü kizil sacli, gözlüklü bizim tabir ile hanim hanimcikti fakat eskiden siyah makyaj, kisa etek, file corap...vs umarim gözünüzde canlanmistir öyle biriymis anlattigina göre baya sasirdim Neyse konusurken benim yanima Rus geldi oturdu. O zaman Cek kiz ile muhabbeti bitirdik. Rus'u anlatayim benden uzun ki benim boy 1.84 yani kiz var 1.90 falan ilk gunde tüm erkek camiasi gözü onun üzerindeydi neyse at gibi bir kiz anlayacaginiz. Konu acayim dedim bir baktim kizin filmlerle arasi cok iyi, benimde ilgi alanim actim konuyu filmlerden. Kiz cidden filmlerden anliyor. Oldukca uzun muhabbet ettik. Sonra konusacak film kalmadi ee hadi Tschuß sana. Gittim Vietnamli kizin yanina oturdum. Sevimli bir kiz. Ve kamptaki tek cekik gözlü idi. Sasirmistim aslinda. Neyse ne konusabilirim dedim? Bula bula acilmasi gereken son konuyu Kuzey-Güney Vietnam savasindan söz actim. Hani yabanci birinin sizin yaniniza gelip 1980 darbesini yada sag-sol catismasini konusmasi garip olmaz mi? Neyse kiz Kuzeyliymis. Bak dedim Rambo senin milletten adamlari öldürüp propaganda yapiyor ama ben inanmiyorum dedim. Tesekkür etti sonrada Rambo kim dedi. Önemli degil deyip tatilde napacaksin deyip konuyu degistirdim. (Bu arada okula gideli 3 hafta olmus 2 haftalik tatile girdim ne tatili bir fikrim yok)

Ve geldik 3. güne. Kampin son günü. Esyalari topladik Arbeit denilen seylerden 2 tane daha yaptik. Ve bol bol resim cektirdik topluca bayrakli, bayraksiz, sadece erkekler, sadece kizlar, sadece latinler, sadece Türkler...

Alexander'in ailesi bizi Krefeld'e getirdi. Oradanda benim host anne Anilla beni aldi getirdi evlerimize. Kisacasi kamp eglenceli idi. Biraz yabanci dilin iyi olmamasi ezikligini yasasamda gelecek kampta Almanca konusarak daha aktif olmayi planliyorum. Ve düsünüyorum bu programa katilmasam bir Vietnamli ile yad bir Venezuella'li ile nasil tanisabilirdim?

5 Ekim 2009 Pazartesi

Alman okul!


Almanya'ya geleli 2 gün olmus yollayacaklar beni okula. Almanca bilmiyorum tanidik yok sudan cikmis balik gibi gidecegim. Kapi caldi. Bir baktim sarisin bir cocuk. O da benim gibi AFS ile Almanyaya gelmis. Ismi Alexander. Bosna-Hersekten gelmis fakat Hirvatmis. Bir sevindim ki en azindan yanliz olmayacagim. Fakat Alexander sessiz bir tip Ingilizceside Almancasida benden beter. Neyse ha hu diye diye okula yuruduk Alexander ile. Once 13. siniflarin dersine girdik. Evet burada 13. sinif var. Normalde 12. sinifta okul bitiyor. Fakat universite okumak isteyenler bir sene daha egitim goruyorlar.Neyse biyoloji dersinde sIkIla sIkIla oturduk Alexander ile. Allahtan Alexander amatör futbolcuymus Bosnada ve futbolla ilgileniyormus. Football Manager bilgilerimi kullanarak biraz dünya futbolundan konustuk transferlerden falan. (20 gundur buradayim ve Alexander simdi Galatasarayli, mutluyum) Neyse sonra bizle ilgilenecek ogretmeni bulduk bulmasinada kadin dedi cocugum hasta izin aldim 3 gün sonra dönecegim o zamana kadar takilin siz....Haydaaa! O sirada Scott yetisti yardima.Scott'da bizim gibi Afsli Avustralyadan gelmis. Fakat Avustralyada okul tarihleri farkli oldugundan 6 aydir buradaymis. Takildik onun derslerine. Alman derslerine gelince.... Hayatimda bu kadar SIKILDIGIMI hatirlamiyorum Turkiyedeki derslerde.Alman derslerinde ögrencilerin hicbiri mi konusmaz? Sadece ögretmen konusuyor. O kadar SIKICI ki anlatamam ölüyorum resmen. Bizim ders kaynatislarimizi, yapilan esprileri özledim. Dönünce yapilan her soguk espriye gülecegim.
Almancam kötü diye beni önce 10. sinifa koydular. Siniftaki kizlara bakiyorum ortaokulda sanacagim kizda var, üniversitede sanacagim kizda... Genel olarak Alman kizlarinin hormonal gelisimi Türk kizlarindan fazla. Türkiyede üniversite ögrencisi sanacagin kiz 94 dogumlu!
Su an benim siniftaki erkekler Türkce küfür biliyorlar ve sürekli hocalarina Türkce küfür söylüyorlar bagira bagira, hoca analamiyor tabii ki ama sadece ben kahkahalara bogulunca garip bir durum oluyor sinifta.
Su an bir Gymnasiumda okuyorum. Türkiyede Fen liselerine denk. Devlet okulu fakat Türkiyedeki cogu özel okullara bes basar. Oldukca modern bir okul.
Derslere gelince SIKICILIGI haricinde Matematik dersleri, Edebiyat dersleri falan bizimkine benzer. Sadece Kimya ,Fizik, Biyoloji gibi dersleri gelismis labaratuvar gibi yerlerde isliyorlar.
Su derslerin arasinda birini cikarip anlatmaliyim. Spor dersi! Bizdeki beden egitimi. Spor yapma ile pek aram yoktur. Son senede Öss derken ne beden egitimi dersimiz oldu nede spor yapma imkanimiz. Ilk spor dersine girdim hoca dedi 1 km kosun isinin biraz. Iyi bakalim kostum 1 km. Sonra bir sahaya girdik. Bir kum havuzu var. Amac en uzak mesafeye atlamak. Bir baktim sinifin erkekleri 4,5 metre 5 metre atliyor. Sira bana geldi kostum kostum kostum bir atladim! 7 METRE herkes bana bakti vaaavvv diye anlatmayi cok isterdim fakat 3,2 metre atlayabildim. Evet ilk rezilligim buydu. Daha sonra kücük bir top verdiler oldukca hafif bunu en uzaga atmak amac. E cok kolay bu dedim. Sinifin erkekleri attilar 45 metre 50 metre. Ben attim 60 metre degil tabii ki 35 metre! 2.rezilligide yasadim böylece bu arada bakiyorsun tiplere bir deri bir kemik adamlar benden iyiler. 2. spor dersinde hoca 5 km kosun dedi ben 2.km'de attim kendimi yere, o bir deri bir kemik cocuklar kostular 5 km. 3. spor dersinde yeter ulan dedim esya götürmedim. Zaten rezil oluyorum. Bundada beyzbol oynadilar kim bilir belki ben oynasam birinin kafasaina falan dagitirdim. Almanlar spor konusunda cok cok iyiler hepsinin bir spor dali ile ilgisi var. Bende burada anca sap sap GS fanatikligi yapiyorum.
Burada tatillerde farkli yaz tatilleri bizdeki gibi 3 ay degil, 6 hafta fakat ekimde, aralikta, subatta ve sanirim nisan yada mayista ikiser haftalik tatilleri var.
Bu arada bir gözlemimi daha ileteyim. Simdiye kadar bagiran, kizan ögretmen görmedim. Cok garip geliyor bu yüzden bana.
Yasadigim yer Ruhr bölgesinde. Yani Almanya sanayiisinin asil oldugu yer.Bir deyislede Türklerin cok oldugu yerler. Fakat benim okulda cok fazla Türk yok sebebi okudugum lise en üst düzeyde bir lise. Yanimizda bir okul daha var Türkiyede düz liseye denkmis %90'i Türkmüs ögrencilerin. Dogrusu bu durum iyi benim icin sebebi bir baska yazi konusu.
Alman ögrencilere gelince, eger sen baslarsan konusmaya sohbetin merkezi oluyorsun, sen konusmazsan kimsede senle konusmuyor. Yeni geldim okula bir sor sen kimsin nereden geldin falan. Bizde olsa yeni cocugun cevresi cembere alinir aaa bak yabanci cocuk derlerdi.(Derler miydi? Derlerdi ya)
Okulada kafa adamlar var gibi fakat isin anahtari dil. Dili gelistirdikten sonra eminim zaman dahada hizlanacaktir burada...

Not: Okulun cok SIKICI oldugunu bir daha belirtiyorum cünkü bir daha belirtmek istemiyorum. Sebebi klavyede I harfi yok i var.
(Örnek cümle: Alman okullari cok sikici yav burada cok sikiliyorum.Cümlenin anlami oldukca farkli yönlerde degisiyor. :) )

21 Eylül 2009 Pazartesi

Alman aile!

Trenden indim. Sagima baktim bir kalabalik geliyor ellerinde AFS STUNDE WILKOMMEN DEUSTCHLAND yazili bayrak gibi bir sey ile. Yaklastilar. Karsimda tanidik iki sima var. Biri Host annem digeride host kizkardesim. Internette gormustum resimlerini.Sarildik falan birbirimize. Selam nasilsisin rahat geldin mi vs..vs.. Sonra birkac kisi ile daha tanistimda hatirlamiyorum. Benim kiz kardesin birde erkek arkadasi var.Kiz ile sarilinca falan sanirim killandi bendende simdi aramiz iyi. Kizin ayri arabasi vardi erkek arkadasi ile o onden gitti. Bende host annemin arabasina atladim. Arabada spor bir araba Renaultta boyle ustu aciliyor falan hos. Neyse ciktik otoyola gidiyoruz Moerse, bir baktim host anne yapti ibreyi 150, üstune birde rock muzik caliyor deme keyfime. Yarim yamalak ingilizcelerimizle konusa konusa gittik eve. Evde host kardesim ve host sevgilisi birde host kopegim karsiladi. Ev mustakil iki katli. Nezih bir semtte. Hos bir odam varda keske bilgisayar getirseymisim simdi kizkardesimin odasindaki bilgisayari kullaniyorumda anca o olmayinca kullanabiliyorum. Onun disinda az kullanmayi planladigim calisma masam ve fazla kullanmayi planladigim muzik setim var. Aile bakimindan sansli oldugum yerlerde var sanssiz oldugum yerlerde. Simdi evde kocaman bir kutuphane dolusu film ve muzik cdleri var. Bu tam benlik fakat evde yemek cok buyuk sorun. Anne yemek yapmayi pek sevmiyor. Yaptigida benim damak tadima hic uygun degil. Ama yiyoruz sonucta. Bense hic yemek yapamam. Gecen tamam ben yaparim dedim aldim pirinc ve yogurt size pilav ve cacik yapacagim dedim. (Hayatimda ilk defa yapacaktim) Sonuc ne mi oldu? Pilavin dibi tuttu ustu lapa kaldi. Cacigin ise sarimsagini cok koymusum berbat oldu yani. Fakat Alman anne geldi yenir mi dedi, evet dedim oyle lapa pilav ve bol sarimsakli cacik yedik. Hayatimda yedigim en berbat yemekti. Yani Almanlar yemekten anlamiyor. Geri film ve muzige donecek olursak nerdeyse her film var. Simdi sectim alt yazi seceneginde Turkce olanlari sirayla seyredecegim Almancayi halledeyim hepsini seyrederim. Muzikte ise Pentagram ve Kurban Cd'si var hatta ve hatta Beduk bile var. Cok fazla sarkici varda, bana hitap eden Stratovarius,Enya ve Scorpions cd'leri bulabildim ancak.
Bunlar disinda kizkardesim erkek arkadasi ile karsimda surekli opusuyor ve annede oradan hicbirsey yapmadan seyrediyor. Yanlis okumadiniz Turkiyede olsa kiyamet kopardi burada boyle.
Ailem dil konusunda cok yardimcida ama biraz SIKINTILI geciyor gunlerim. Bunuda arkadas edinememe ve dil problemine bagliyorum. Ha arkadasim edindimde takilip konusacak kadar samimiyet yok.Umarim cabuk surede hallolur...

Murat'in yeniden liseye baslangici...
Alman liseleri ne durumda?
Alman egitim sistemi hakkinda sok etmeyici gercekler...
Gelecek yazimda...

13 Eylül 2009 Pazar

Sonunda Almanya!

Beklenen gün geldi ve nerdeyse bir sene dusledigim AFS deneyimi basladi.
12 Eylulun 03:50sinde Gaziantep-Istanbul oradanda 08:25 Istanbul-Frankfurt...
Istanbul havaalaninda 15 afsli olarak bindik ucaga. Herkes mutlu gozukuyorduda fakat bir belirsizlik kaygisida vardi. Bindik ucaga geldik Frankfurta. Once bir polis killandi bizdende gecmemize izin verdi. Sonra asil vizemizi onaylayacak adamin yanina gittik. Bana birseyler dedi anlamadim tabii. O da anlamadigimi anladi. Bir pasaporttaki fotoma birde bana bakti fakat gozu 4-5 kere kaydi. Neyse izin verdide girdim Almanyaya.Almanya havaalaninda sicak bir merhaba karsiladi bizi. 3 Afs gorevlisi ve biride Turk kokenli idi. Sasirmamak gerek cunku burasi Almanya. Neyse havaalaninda bize ayrilan bir bolume gectik. Almanya Afs'lilerin cogu o gun havaalanina geliyor ve toplanip gidecekleri yerlere bolunuyolardi. Girdik bize ayrilan yere tabii etraf yabanci dolu. Bende kozasindan cikan kelebek misali atildim milletle tanismaya. Fakat adam gibi 3 kisi ile konusabildim. Cok farklilar bizden. Utanmadan satip gitme normal bir durum onlar icin. Bir Amerikali ile iyi diyalog kurdum. Ismini aldim facebookta eklemek icinde adamla ayni isimde bir suru adam cikti. Danimarkali iki kzla konustum. Ve isin iyi yanida onlar yanima gelip benle basladilar konusmaya fakat 2 saat sonra hatirlamadilar beni. Icime pis koydu bu durum.Bu arada bir dipnot yapayim. Havaalanina geldim susamis bir vaziyette. Su istedim tam diktim kafaya lan bu ne!!Bunlar su diye bizim soda dedigimiz icecegi iciyorlar. O yuzden ben musluk suyu iciyorum.
Tren vaktimiz gelince indik havaalninin altindaki tren istasyonuna.Burada yaklasik 20 kisiydik. 5'i bizdendi.Bizle ilgilenecek kisi Sumit. Sumit Hint kokenli Japonya Afs'li idi. Bildigim 3 japon kelimesi vardi. Soyledim birini vaav dedi cevap verdi. Ikincisini soyledim gene japonca cevap verdi. Bildigim ücuncu kelimeyi soyledim. Iste o zaman senin japoncan cok iyi dedi. Yani japonca birsey daha soylese bilemezdim.
Neyse buradada biraz konusa konusa geldi tren sonunda. Bu arada tren yolculugu cok cok zordu. Bavullarimiz cok agirdi ve yardim edende yoktu oyle olunca oldukca zorlandik. Ve once Koln oradan tren degistirip Duisburga geldik. Bu arada trende yer bulmak icin boydan boya gittik elimizde bavullarla, sirf ben 35 kg tasiyordum.Arada Almanca kufurlerde yedik.En sonunda 10:35'te Frankfurta inisimizden 19:00 da Duisburga vardik. Yani cok vakit gecti.

Murat'i istasyonda kimler karsiladi?
Murat'in ailesi ve yasadigi yer nasil? Hepsi ve daha fazlasi gelecek yazimda...

Not:Klavyem cok kiytirik, yazma hevesimi yok ediyor. Yazim gecikebilir. :)

3 Eylül 2009 Perşembe

Üniversiteye kayıt ve İzmir


Üniversiteye kayıt oldum dün. Artık resmen 9 Eylül Hukuk fakültesi öğrencisiyim. Hatta kartım bile var. Fakat öyle bir resim basmışlar ki, kartımı olmasaydıda olurdu.
Öss'ye kayıt sırasında müdür yardımcısının odasına girdiğimde Müdür yardımcısı şuraya otur dedi oturdum. Bana bak dedi bir baktım ki bakmaz olaydım, adam elinde webcam ile resmimi çekti. İşte o resim ki üniversite kartımdaki resim.
Üniversiteye kayıt tarihinden 2 gün önce kafamız aydı biz nasıl İzmir'e gideceğiz diye. Uçak fiyatlarını aldık Çüş dedik. Hadi yallah otobüse... İnanılmaz ama 16 saatlik bir yolculuk sonrası İzmire ulaştık. Tabii otobüste horlayan insanların, bebek ağlamalarının, önümdeki adamın koltuğunu resmen sonuna kadar yatırmasıda cabası.
İzmire girişte hayal kırıklığına uğradım. Gecekondular kaplamış girişi resmen. Gaziantep'teki göç alma sorunu anlaşılan İzmirdede bir sorun. Kalacağımız yer Karşıyaka'da idi. Otobüse atladık geze geze dolaştık İzmir'i. Bornova'nın içinden geçerken Ege üniversitesini gördüm. Bir iç çektim. Bornova'nın göbeğinde Bornova ile özdeşleşmiş bir üniversite olmuş.
İzmir çevreyolu sayesinde ulaşımı rahat hale getirmiş.Bunun yanında İzmir'in iki yakasında ise 20 dakikada kalkan vapurlar Karşıyaka veya Alsancak'a gitmek isteyenleri oldukça rahatlatmış.
Annemin akrabasının yanında bir gece kaldık annemle. O gecenin akşamında ise Kordon adı verilen kıyı şeridindeki yürüyüş alanında yürüdük. Çevrede oldukça fazla bar ve kafe olması orayı İzmir'in cazip bir buluşma merkezi haline getirmiş. Bunun yanında İEF vardı şansımıza. Girdik fuara, aman allahım bir kalabalık bir kalabalık... İğne atsan yere düşmez deyişi burada cidden gerçek bir halde.
Tabi ben yarı ölü halimle eve zor attım kendimi başımı koyar koymaz uyudum. Neyse sabahında kalktık kayıta.
Düştük Buca yollarına, Buca resmen bir kasaba, tek bir cadde var ve o caddede trafik feci kötü durumda. Neyse Dokuzçeşmeler kampüsünü buldum. Büyüklük bakımından okuduğum lise ile aynı boyutta. Yalnız okuduğum lise baya büyüktü yani çoğu özel üniversiteden geniş alana sahipti.Neyse kampüse girerken ilk başta bir pankart TKP'li öğrencilere ait Özel yurtlara hayır! Devlet öğrencilere barınma için ücretsiz olanak sunmalı..vs..vs O pankarta baktım ve gülümsedim. Çünkü ondan sonra yaklaşık 30 tane özel yurt reklamı, içeri girdiğimde abartısız 30 tane farklı yurt broşörü vardı elimde. Tabii bu sene yurtdışına gideceğimden pekte ilgilenmedim. Seneye dolaşırım yurtları artık. Numaramı aldım girdim Hukuk fakültesi binasına. Bir bekleme salonuna aldılar beni bu sene hukuk fakültesini kazananlar hep oradaydı. Numaram 63 idi sıra 20'lerde idi. yaklaşık 3 saat bekledim orada. Tabii çevremdekilerlede baya konuştum. Özellikle Samsun'lu bir çocukla baya anlaştım benim kafa biriydi. Eğer seneye gitmesem bu çocukla takılabilirdim. Sıra bana geldi tanıştığım kişilerle vedalaştım. Kayıt işlemlerinin yapıldığı yere geldim. Önce bir kredi kartı bilgileri doldurdum. Okul kartım ayrıca kredi kartı yerinede kullanılabiliyor. Bir defter verdilerde orada unuttum. Çok üzüldüm. Bedava malın acısı büyük olur. Öğrenci işlerine girdim belgelerimi verdim bir dosyaya koydu kadın. Bilgisayardanda kaydı onayla seçeneğini tıkladı tamam gidebilirsin dedi. Yani 10 dk bile sürmedi. Fakat 3 saat nasıl beklettiler beni?
Kaydı yaptırıp çıktıktan sonra Dekanlığa gidip üniversitemi bir sene dondurmak için dilekçemi verdim. Ve çıktım. Buca'da yolu karıştırıp yanlışlıkla 9 Eylül'ün asıl büyük kampüsü Tınaztepe'ye çıktık. Dağın başı deyimi cidden doğru orası için. Mühendisliklerin hepsi Tınaztepe denen dağda sanırım planları tüm bölümleri oraya taşımak. Yatırım yapılsa çok güzel olacağından eminim. Fakat sonuçta devlet üniversitesi anca 20 yıl sonra oranın güzelliğini duyarız şimdilik sadece betonarme binalar ve dağ,taş... söylenenlere göre bazen bahçede kurtlar geziyormuş.
Buca yurt kayanayan bir yer iyi bir yanı kampüslerin önünden oldukça fazla otobüs geçmekte yani hemen atlayıp merkezi yerlere gitmem kolay olur.
Bunun yanında İzmir'i daha tanıyamadım fakat gittiğim çoğu şehirden farklı. Orada yaşadıktan sonra anlayacağım İzmir'i.
O günün akşamında ise otogarda 19:30 arabası beni 16 saatlik yolculuğa bekliyordu tekrardan...

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Heyecan!?

5 gün sonra hayatımın akışını değiştirecek bir yere gideceğim. Üniversiteye kayıta. 4 sene tabi sınıfta kalmazsam, başka şehirde, başka bir ortamda yaşayacağım. Belki çok iyi arkadaşlar edineceğim. Belkide hayatımın en gıcık yıllarını yaşayacağım.

15 gün sonra ise Afs ile Almanya'ya gideceğim. 1 sene kalacağım. Bu ise ilk büyük ayrılışım olacak. Belki bu sene üniversitede geçireceğim 4 yıldan fazla değiştirecek beni. Çünkü bu sefer ortamda,arkadaşlarda,dilde kısacası herşey farklı olacak.

18 senedir aynı şehirde yaşıyorum. Son 7 senemi okul-dershane-ev üçgeninde geçirdim. Herşey rutindi. Kitap-bilgisayar-film-ders...vs..vs Ve şimdi herşeyim değişecek. Tüm düzenim darmadağın olacak. Ben değişeceğim. Döndüğümde insanlar değişecek. Hayatımdaki rutinlik kaybolacak.

Yeni ülke,yeni dil, yeni okul,yeni aile, yeni arkadaşlar..vs..vs dönüşte ise gene yeni okul,yeni arkadaşlar, yeni çevre,yeni şehir...vs..vs Normalde bu insanı heyecanlandırmaz mı? Heyecanlandırır. Ama ben niye heyecanlanmıyorum? Bilmiyorum işte.

Tüm sene hedefime ulaşabilmek için eşşek gibi çalıştım. İstediğim hedefe ulaştım. Fakat nedense hedefe ulaşmak değilde hedefe giden yolda ilerleme safhası insanı daha mutlu yapıyor.

Evet, evet... Sonuç değil, uğraş zamanı daha heyecanlı ve iyi... :)

13 Ağustos 2009 Perşembe

Üniversite?!


ÖSS ile ne zaman tanıştım? 8.sınıfta ben OKS denen zımbırtıya hazırlanırken,abim ÖSS'ye hazırlanıyordu. Tabi o zamanlar bana çok uzak birşeydi ÖSS. Hatta 12.sınıfın başına kadarda çok uzaktı. Sonra anladık ki ÖSS denen 1,5 milyon insanın hayatını değiştiren olayın içine girmişiz. İlk 3 sene sırf yazılılara çalışınca son sene zorlanıyor insan, çevrenize bakın 10., 11. sınıfta deli gibi çalışanlar kendine büyük hedefler koyanlardır. Çünkü onlar farkına varmıştır bu konuları şimdiden halledeyim son sene zaman kaybetmeyeyim bunlarla diye.

Neyse girdim çıktım sınava Temmuzda puanlar geldi, dünde tercih sonuçları... Hedefim hukuktu ki puanım ve sırama hukuk garantiydi. Fakat üniversiteler belirsizdi. Marmara 150 kişi önümde 9 Eylül 150 kişi arkamdaydı benim sıramdan.

İstanbul fobim vardır benim. İlkokulda 2 kere önümü kesmişler paramı almışlardı İstanbul'da benim. O korku benim bilinçaltıma işlenmiş ve üniversite hedefi olarak İstanbulu hiç düşünmüyordum. Hedefim İzmir ve Ankara idi. Günler geçti sınav puanı geldi. Her insanoğlu gibi bende döneklik yaptım. Şimdi ise Ankarayı hiç istemiyor. Marmara Hukuk'u düşlüyordum. Tabii herkeste ohoo garanti girersin diye beni gaza getiriyorlardı. Marmara Hukukun gerek yeri gerekse binası çok iyidir.Hani bakıpta keşke burada okusam diyememek imkansızdır. Ben Marmara öğrencisi olacağım diye düşlerken tercihler açıklandı. O DA NE!! 9 EYLÜL!

İlk önce şok oldum. Hiç Dokuz Eylül'ü düşünmemiştim. Sonra internette 9 Eylül hakkında baya olumsuz yorumlar okudum. Korktum. Biraz zaman geçti kafam sakinleşti sonra düşündüm. Yahu İzmir! İzmirden güzel şehir var mı? Türkiyenin en güzel kızları... ÖHM..ÖHM! Yani eğitimide iyidir herhalde dedim, çünkü puanlarıda düşük değil. 9 Eylülde binlerce öğrenci var elbet bende okuyabilirim dedim.

Hani üniversite önemlidirde, asıl ortamdan pay çıkaracak ortam kuracak benim. Kafa arkadaşlar bulduktan sonra, en kötü yer bile en eğlenceli yere dönüşebilir.

İşte şimdi bunlarla avutuyorum kendimi. Dokuz Eylülün artısını eksisini yapacak olursam;

+İzmir
+İzmir
+İzmir
+İzmir

-Giden tanıdığım yok hiç arkadaşlarımdan
-Kampüs çok uzak şehre
-Kampüs yaşamı yok!
-İdari birim biraz ticarethaneye dönmüş

11 Ağustos 2009 Salı

Lanet olası sinekler!

Dede mirası fıstık gene kırıldı ve gene beni diktiler işçi başına bu konuyu daha detaylı 1 sene önce yazmıştım. Tekrar etmeye gerek yok. Sadece bu sene daha az sürdü çünkü fıstık azdı.

Peki ben bu sene neyi yazacağım? Bu yazıyı analarına avratlarına küfretmek isteyipte etsem neye yarar diye düşünüp vazgeçtiğim bir şeye adayacağım.SİNEKLER!

Size yazı yazmaya değer mi lan? Olduğum yere ne diye gelirsiniz? Hadi pantolonuma, t-shirtüme konuyorsunuz sesimi çıkarmıyorum kulağımın içine yüzüme ne diye konuyorsunuz? Dünyaya ne hayrınız dokunuyor lan sizin!? Ettiğiniz bir bok yok anca boka konun sonrada insanlara konun. Bok mu sanıyorsunuz lan siz insanları! Soyunuz kurusun...

Çok mu sertleştim!? Bazı argo kelimelerden dolayı affınıza sığınarak söylemeye devam edeceğim. Çünkü doluyum sineklere karşı! Öyle içli dışlı oldum ki artık türlerini, anatomilerini biliyorum. Günde en az otuz sinek öldürdüm tarlada abartısız fakat yeterli olmuyor ki puştların bir tanesi 100 tane çıkarıyor.

Hele o kıçı gri renk, siyah benekli olan sinek türü yok mu... Böyle gıcığında gıcığı bir sinek türü olamaz. Göz önüne konmuyor bu sinek. Kulaklarımın yanında helikopter gibi asılı kalıp Vızzz...vızzz... ee vurmaya kalkışıncada kendi elinle yiyorsun ıskalanmış darbeyi.

Bir yapı marketinde raket sinek avlayıcısı bulduk. Raket şeklinde telli ve elektrikli. Pille çalışıyor. Sineğe yaklaştırıyorsun sinek uçayım derken değiyor rakete ve PAT!! NİHAHAHAHAHAHAHAHAHA! Sinek ölüyor işte bu alet benim en değerli eşyalarım arasına girdi. Canlı öldürmeye kolay kolay kıyamam fakat sinekleri zevkle sadistçe öldürürüm.

Son söz: Sineklerden nefret ediyorum.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Tatil

Sakin bir hayatım vardır. Bazı insanlar olur ya ne zaman takılsanız o insana, mutlaka başkasına anlatılacak bir şey yaşarsınız.Çünkü o insanlar farklıdır. Yada farklılıklarını dışa vuranlardır. Arkadaşlar arasında sevilirler,fakat dışarıdan bakanlar tarafından pek hoş karşılanmazlar. İşte ben o insanlardan değilim. Başkasının benim hakkında düşüncesi umrumda değildir fakat aykırı bir yapım yoktur. Her ne kadar ses çıkarmak istesemde zamanın gelmediğini biliyorum. Herşeyi içime atan bir yaradılışa sahibim. Şununda farkındayım ki kişinin sağlam bir durumu olmadıkça isyan etmesi hayatına büyük bir eksi katıyor. Belki rahatlıyordur, fakat yeni sıkıntılar açtığının farkında değildir.

İşte yolculuğum bunları Ankara otobüsünde düşünürken başladı...Babamın tabiri ile eşşek kadar adam olan ben ilk defa yanlız yolculuğa çıkmıştım. İnternetten ayarladığım bir iki Afs'li ile terminalde buluşup Afs kamp otobüsleri kalkış yerine gitmiştik. Bu kısmı anlattığım için atlıyor ve kamp sonrasına geliyorum. Ailemde kampın son günü Ankara'ya gelmişti. Atladım arabaya hedef Karadeniz!

Gerek krizler, gerek kuraklık ekonomik bakımdan bizi sıktığından, hatırladığım son aile tatili 6 yaşındayken Uludağ'a gidişimizdi. Durumumuz daha iyi değil fakat üstüste binen yükler ve stresler bizi buna zorladı. İyide oldu.



İlk durağımız Kastamonu idi. Kastamonu girişinde rastladığımız yeşillik etkilemişti zaten bizi. Fakat girişte karşılaştığımız yağmura ben Gaziantep'te kışın bile rastlamadım. Kastamonu küçük şirin bir şehir. Şehri bir dere ikiye bölüyor. Bu da hoş bir manzara yaratıyor. Tarihi bir yapısıda mevcut Kastamonu'nun.Sanırım beni en çok etkileyen kısmıda oydu. Resimdeki saat kulesinin hikayeside ilginç. Kulenin içinde bir çan var saat başı çalıyor ve şehirdende duyuluyor. Zamanın birindeki Osmanlı vezirinin evi kilise yanıymış. Kilise çanı çaldıkça vezir dellenirmiş. En sonunda dayanamamış çanı Kastamonu'ya sürgüne göndermiş. Buradada halkın hoşuna gitmiş. Şehri gösteren bir tepeye koymuşlar.

Kastamonu'dan ayrıldıktan sonra Ordu'ya doğru yola çıktık. Yol üstünde Samsun'a uğradıkta pek ısınamadık şehre. Yemek yiyip Ordu'ya vardık. Ordu güzel bir sahil şehri. Gelmemizden 2-3 gün önce sel basmış Ordu'yu şanslıymışız dedik. Kaldığımız yer ise Giresunda olmasına rağmen Ordu merkeze daha yakındı. Günümüzün birini Trabzon'a ayırdık. Önce çileli bir yol geçtik. Sonra vardık yemyeşil ormanların derinliklerine. Arabamızı park ettik. Tırmandık Sümela Manastırına. Şimdiye kadar gördüğün en iyi yer neresi deseler bana Ihlara Vadisi derdim. Fakat Sümela'yı gördükten sonra kararım değişti. İnsanı bu kadar şaşırtacak yapı çok azdır Dünyada. Yahu sen o dağların arasında yüksek bir oyuğa nasıl manastır yapabildin? Aklım almıyor. Oradan çıktık, daha çileli bir yolla Uzungöl'e vardık. Sanki buralar Dünya'dan ayrılmış yerler. Öylesine güzel manzaralar ki başka dünyadasın sen deseler inanırdım. Trabzon'a kadar gelmişiz. Baktık Rize'de yakın hadi Rize'yede bakalım dedik. Hava kararması sebebi ile pek gezemedik. Fakat ünlü kuru fasulyelerini yedik.

Bir gün sonra daha daha çileli bir yolla yaylaya çıktık. Hayal kurarız ya çok param olunca şunu yapacağım falan diye, o hayallerime yaylada ev almak maddesini ekledim. Tamda zamanına gelmişiz yayla festivali vardı. Bir sürü kamp kuran gençlerde vardı. Aslında planlıyorum. Çadırım var. Bir araba birde kafa arkadaşlar bulabilirsem gitmek neden olmasın?

Bir sonraki gün Giresun'u gezdik. Fakat Giresun öylesine tıkış tıkıştı ki. Dağ yüzünden genişleyemiyor ve nüfus artmaktaymış.

Neyse baktık gezecek şehir kalmadı. Düştük Gazi şehrimize. Yolda birde Tokat kebabı yedikte. Ne Tokatı şehir olarak nede kebabı olarak beğenmedik Allah düşürmesin diye yola devam ettik. Gece yarısı vardı evimize. Yattık uyuduk. Sabah kalktık ne görelim. Televizyonda Son dakika haberi, Giresun'da Sel felaketi...

21 Temmuz 2009 Salı

Afs


Tüm bir sene boyunca kendimi yazmamaya zorladığım konuyu işte şimdi yazıyorum. Neden yazmamaya çalıştım;çünkü gideceğim garanti değildi.Fakat şimdi %80 garanti gibi. Öncelikle Afs nedir, onu açıklayayım: Afs=American Field Service. 1.Dünya Savaşında Amerikan bir grup gönüllü ambulans şoförü olarak Avrupa'ya gidiyorlar..vs..vs sonra işler gelişiyor, büyüyor yaklaşık 50 ülke çapında bir öğrenci değişim programına dönüyor.Açıklayabildim mi?

Ben ise bu programla okuldan bir arkadaş sayesinde lise 2'de tanıştım. Bu arkadaş programı anlattı. Tamam dedim, lise sonda bende gireceğim.Bu arkadaş lise 2'de kazanamadı, fakat bu sene beraber kazandık.Bu sene planları kurmuştum, katılacağım Afs'ye, Öss ile beraber kazanıp üniversite mi 1 sene dondurup gidecektim yurtdışına. Tabi çok riskli bir plandı. Neyse okuldan sınava kaydımı yaptırdım. Adana'ya yazılı sınavına girdim. Geçtim. Yaklaşık 1 ay sonra mülakata aldılar beni, onuda zorluda olsa geçtim. Yazılı ve sözlü sınavda aslında anlatılacak çok şey var, fakat olur ya sizde katılırsınız içeriklerini bilmemeniz daha iyi.

Mülakatıda geçince heyecan sardı,çünkü sırada ülke seçimi ve kendimi tanıtma kısmı vardı. Formlar geldi yaklaşık 40 ülkeden bana sadece 7-8 ülke olabiliyordu. G.Amerika'yı istesemde, maddi kısmı buna kota koydu. Bu sefer Avrupa ülkelerini yazdım tercihlerime. Sonra bir fotoğraf albümü ve kendimi tanıtan bir yazı hazırladım. Oldukça zorlu bir süreçti bunlarıda yapıp kendimi Öss'ye adadım. Gidip gitmemem Öss'den alacağım sonuca bağlıydı. Bunun yanında bazı maddi durumlarda söz konusuydu.

Zaman geçiyor Öss yaklaşıyordu. Öss demek Afs demekti, geleceğim, hayatım demekti. Öss'ye girdim fakat sonucumu kestiremiyordum. Buda işi iyice belirsizliğe sürükledi. Sonunda Afs'den bir kamp haberi geldi. Hazırladım bavulu gittim Afs kampınada, şöyle bir trajikliği vardı, kampın son günü Öss sonuçları açıklanıyordu. Kamp kısımlarınıda maalesef anlatamayacağım. Onun dışında kampın son günü açıklanan öss sonuçları umduğumdan biraz yüksek gelince herşey berraklaştı. İstediğim puanı elde etmiştim.İşte o zaman Afs'li hissettim kendimi.Ben kendi vazifemi yerine getirmiştim sırada ailemin bana verdiği sözler vardı...

1 sene yurtdışında yaşamak... Benden neler götürecek,bana neler kazandıracak? Daha sağlam bir şekilde mi yoksa daha zayıf bir şekilde döneceğim? Buradaki arkadaşlarımla ilişkim nasıl değişecek? Peki ya ailemle ilişkim?Hayatımı kendi elimle berbatlaştıracakmıyım yoksa güzelleştirecekmiyim? Tek emin olduğum konu ise bu programa kendi isteğimle girdim ve pişman olmaya hakkım yok.

Bir darbe günü... 12 Eylül'de İstanbul-Frankfurt uçağında neler düşünüyor olacağım? Merakla bekliyorum.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Ehliyet



Arabalara pek ilgi duymam. Anlamam pek modellerini,özelliklerini... Gaza basınca giderse, frene basınca durursa, gözede estetik geliyorsa bu araba bana yeter. 0-100 km'ye kaç saniyede çıktığından, motorunun bilmemne özelliğinden dolayı kaynaklanan sesleri falan beni ilgilendirmez.

Hatırladığım en eski arabamız annemin 89 model Doğan'ıdır. Gene helal olsun 16 sene sorunsuz kahrımızı çekti şimdi 20 yaşında hala görürüm şehirde takır takır çalışıyor. Fakat Doğan'ın pek bir fonksiyonu olmadığından babamın Tempra'sı heralde benim çocukluğumun efsane arabasıdır. Özellikle hiç unutmam, ön koltuktaki cam ben açıl deyince açılır, kapan deyince kapanırdı. Nasıl mı olurdu? Babam sürücü koltuğundan açıp kaparmış, tabi ben bu gerçeği seneler sonra öğrendim. Hatta beynimden vurulmuşa döndüm. Bu bana nasıl yapılırdı?

Araba kullanmaya ilkokulda, babamın kucağına oturarak sadece direksiyonu idare ederek başladım. Ortaokulda ise sürücü koltuğuna tek başıma geçmeye başladım fakat az arabanın motorunu harab etmedim. Düz vites olunca araba debriyaj giriyor işin içine, işte o zaman arabayı kaldıramaz, araba bir sarsıldıktan sonra dururdu. O zamanlar babamdan az küfür yemedim. Bu seneye kadar sadece köyde sürebildim arabayı. Şehirde kendime güvenemiyordum. Hatta büyüyünce araba almam heralde dolmuş,taksi işlerimi hallederim diyordum.Ailem beni zorlaya zorlaya şehirde araba korkumu yendirdiler. Fakat bir tezatlıkta olmuyor değildi. Arkadaşlar aileleri izin vermediğinde kaçırırlardı arabaları, bende ise anahtarları uzatırlardı ben direnirdim süremem diye. Gel zaman git zaman şehirdede trafik korkumu yendim. Artık sürebiliyorum. Fakat trafikte asla kendime güvenmiyorum.Kendine güvenenleri trafikte gördükten sonra böylede olmalı bence.

Direksiyon hakimiyetim iyi, kendime güvenim yeteri kadar var, 18 yaşınıda doldurmuşum o zaman ehliyet sınavına girmemek olmaz. Tabi Öss'den sonra ehliyet sınavına çalışmak işkenceymiş. Ben çalışmadığımdan bilmiyorum. Sürücü kursundan CD'ler vermişlerdi onları seyrettim o kadar. Sınava girdim, girdimde önümdeki adama bir çift sözüm var:
-Yahu bey amca saçların ağarmış 50-60 yaşında adamsın. Ayıp olmuyor mu arkana dönüp kopya çekmek?

Sınav 2 buçuk saat sürüyor 120 sorudan oluşuyor. İlk 45 dakika kimse çıkamıyor. Girdim soruları çözdüm bitirdim saate baktım. O da ne! 20 dakika geçmiş sınavın başlamasından.Yalnız 20 dakikada bitirdimde 25 dakika optik kağıdı doldurdum. 4 şık olunca insan şaşırıyor. 5 şık'a alıştık biz. Eğer salladıklarım tutarsa geçerim büyük ihtimal. Sonrasında direksiyon sınavı var. Onuda geçersem ehliyetimi almış olacağım.

Böylece potansiyel trafik canavarlarına bir yenisi eklenmiş olacak.

27 Haziran 2009 Cumartesi

Transformers 2


Çocukken çizgi filmleri yayınlanırdı, ben tam o devire yetişemedim fakat McDonalds'ın çocuk menülerinden çıkan Optimus Prime oyuncuğu duruyordur dolabımda. Dün filmin ikincisi sinemalara geldi. Geldiği gibi bugün aldım kardeşimi gittik filmi seyretmeye.

Fakat film hakkında yorumlarımdan önce filmin yönetmeni ve oyuncularını değerlendirmek istiyorum;
Michael Bay filmin yönetmeni... Ortaokul zamanındayken bu adamın iki filmini ayıla bayıla seyretmiş herkese önermiştim. Armageddon ve Pearl Harbor. Tabi o zamanlar siyaset falan bilmiyorum. Yaşasın Amerikalılar gebertin şu Japonları! Hadi Dünyanın kaderi sizin elinizde göktaşını patlatın...düşünceleriyle seyrederdim filmlerini. Şimdi gülüyorum sadece... Fakat bir yandanda hayran olmamak imkansız 100 yıllık tarihlerini efsaneleştirdiler, bizse 1500 yıllık tarihimiz var diye anca kendimizi tatmin edelim. Neyse Transformers'tada Michael Bay klasiği bozulmuyor bol bol Amerikan bayrağı, cesur Amerikan askerlerini görüyoruz. Araya 1-2 Britanya bayrağıda sıkıştırmışlar. Yani bu filmdede ne b.k olursa olsun neden Amerikalıların başına geliyor sorusu ile karşı karşıyayız gene...

Oyunculara gelecek olursak;

Shia Labeouf takip ettiğim ve beğenerek izlediğim bir aktördür. İlk Ben,robot filminde izlemiştim. Sonra Constantine'de ve sonra Şüphe(Disturbia) filminde izledim ki işte o filmde gözüme girdi. Transformers ve İndiana Jones'ta oynayarak kariyerinin zirvesine adım adım yaklaşmakta. Bu filmdede oldukça beğendim Shia Labeouf'u.

Gelelim Megan Fox'a... İlk başta filmde onuda uzaylı sansamda değilmiş o da insanmış! Fakat güzelliği ile oyunculuğu maalesef paralel değil. Evet güzel öpüşüyor, evet motosiklete çok güzel uzanıyor fakat iyi rol yapamıyor.

Optimus Prime ise belkide filmdeki en iyi oyuncuydu. En azından yapaylık yoktu. Onu ve diğerlerini yaratan ve savaştıran bilgisayar programcıları bence bu filmin göz önünde olmayan kahramanlarıydı.

Filme gelecek olursak görsel şölen had safhada! Fakat senaryo uyduruk. Karakterler biraz aptal. Fakat eğlenceli bir film. Sonunuda açık bıraktılar 3. film herhalde çekilecek. Yanlız bu gidişle Dünya mirası bırakmayacaklar bize dağ gibi piramitleri yıktılar.

İlk filmi daha çok hoşuma gitmişti benim. Bu filmin yarısı savaş sahneleri ile dolu. Masraftan kaçınmamışlar anladıkta, izlerseniz görürsünüz savaş sahnelerinde özellikle robot sahnelerinde kim öldü kim kaldı anlayamıyorsunuz. Sadece bir sürü makine parçaları iç içe geçmiş hareket ediyorlar. Savaş sahnelerinde ölen robotlar oluyor bunlar hangi taraftandı ayırt edemiyorsunuz.
Filmdeki aşırı Amerikan politikasıda cabası. Filmde Çin, Mısır, Ürdün gibi ülkelere küçültücü sahnelerde yok değil. Amerikan askerleri istedikleri gibi dalıyor Şangay'a Mısır'a...

Son değerlendirme yaparsak:
+Optimus Prime
+Shia Labeouf
+Megan Fox
+Görsel şölen
+Müzikler

-Amerikan propagandası
-Megan Fox
-Mantıksal tutarsızlıklar
-Savaş sahnelerinde karışıklık

Benim notum 6,7/10 IMDB notu 6.9/10

Eh pek farklıda düşünmüyorlarmış benden...

21 Haziran 2009 Pazar

21 Haziran


AAAAAHHHHHHHH! Dişim... Çok feci... Daha bu iyileşince diğer tarafımdaki yirmilik çekilecek. Sadece su ve çorba ile beslenmek, hiç önermem. Fakat bu şekilde 2 gündür büyük tuvaletimi yapamıyorum. Tabii küçük tuvaletimde 2 katına çıktı..vs..vs Yav ben bunları niye anlatıyorum? Başka bir şey hakkında yazacaktım.

Ladies and Gentlemans bugün 21 HAZİRAN!
21 Haziran önemli bir gündür öğrenciler için(Özellikle eşit ağırlıkçılar için)
Bugün olan olayları hep ezberleriz. Neymiş bu olan olaylar:

-Güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne 90°lik açı ile düşer.

-Yaz mevsiminin başlangıcıdır.

-En uzun gündüz, en kısa gece yaşanır.

-Yengeç Dönencesi’nden kuzeye gidildikçe gündüz süresi uzar, gece süresi kısalır.

-Bu tarihten itibaren gündüzler kısalmaya, geceler uzamaya başlar. Fakat 23 Eylül tarihine kadar gündüzler gecelerden uzundur.

-Aydınlanma çemberi Kuzey Kutup Dairesi’ne teğet geçer.

-Yengeç Dönencesi’nin kuzeyi, güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dik açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları küçülmeye başlar.

- Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde en kısa gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları uzamaya başlar.


Bunların tam zıttıda Güney Yarım kürede yaşanmaktadır. Peki bu kadar ezberleyen insan arasında kim bu olayların bugün gerçekleştiğinin farkında?

20 Haziran 2009 Cumartesi

Rahatlık,sıkıntı ve acı



Öss bitti. Onun etkisinden yeni yeni kurtulmaya başladım.Gene bilgisayarımın başında öğlenden sabaha kadar vakit öldürdüğüm günler geldi. 1 sene oyun oynayamamanın sıkıntısını Total War,Gothic, Football Manager gibi oyunlarla gideriyorum. Tabii bunlarda arada sıkıyor. Ne yapayım işte film izlemeyi unutmuşum. Film seyretmek unutulur mu? Unutulur efendim. Günde 2-3 film deviren ben, 1 filme tahammül edemiyorum. Neden? Filmler kötü ve mantıksız.Gerçekçi değiller. İMDB'de top 250'nin büyük çoğunluğunu seyredince insana filmler kaliteli gelmiyor. Bu bir sebepte, film seyretmeyi unutmuşum cidden, saçma sapan filmleri bile dalga geçerek izlerdim. Artık onuda yapamıyorum. Acı verici.

Bir yandanda Öss sonuçlarını bekliyorum. Puanlar gelsin, tercih yapalımda kurtulalım bu belirsizlikten. Daha AFS meselesi var. Herşey kesinleşince onuda yazacağım.

Bu arada mezuniyetimizde oldu. Giydim takım elbiseyi, aldım arabanın anahtarını kız arkadaşımı alamadım.Çünkü kız arkadaşım yok. Onun yerine okuldaki en yakın arkadaşımı aldım. Ne yapayım işte karizma konusunda sınıfta kalıyorum. Neyse mezuniyetin yapılacağı yere geldik. Erkekler takım elbiseli kızlarda gayet şık. Tam kapıya yaklaştık, kapıdan eş bulunda gelin dediler. Haydaaa İstanbul'un gece klubüne mi girecez ki? Neyse zar zor eşte bulduk girdik içeri. Neyse müzik başladı. Millet bir oynuyor, bir oynuyor.... Ortama uyum sağladım. Başladım bende oynamaya. Pek iyi oynamamda kimin umrunda? Tabii o kadar gelen yemekte heder oldu kimse oturmadı ki yerine. E bende 1 2 3 4... derken kaç tane yiyebilirim ki?
Mezuniyet bitti. Hadi geceyi diskolarda devam ettirelim diye sözleştik. Sözleşmez olaydık dolaştıkta dolaştık disko arıyoruz. Kimisi dolu, kimisinde millet uzlaşamıyor. Ama en komiği şu olaydı. Cümbür cemaat daldık bir otele, kapıdaki görevli yanaştı yanıma;
-Sormaya utanıyorumda gençler neden geldiniz buraya?
-Diskosuna geldik?
-Eee burada disko yok ki !!??
Neyse en sonunda bir yer buldukta, benim sinirim bozulmuştu bir kere, erken ayrılıp sabaha karşı beyranımı içtim döndüm eve.

Ve bugün....
Ne zamandır 20 yaş dişinden dolayı sorunluyum. Sınav falan derken ertelemiştik. Yirmi yaş dişimi çektirdim. Çekerken ve 1-2 saat sonrası pek ağrı yok. Çünkü uyuşturuyorlar. Fakat uyuşturucunun etkisi geçince bir ağrı bir ağrı... Ne konuşabiliyorum, ne yemek yiyebiliyorum. Kamıştan birşeyler içmeye çalışıyorum. İşin kötü yanı Cuma günü bir başka yirmi dişimi çektireceğim. Merak ediyorum eski çağlarda insanlar 20 yaş dişlerini nasıl hallederlerdi, gözleri bozulur muydu,kanser olurlar mıydı, beyinlerinden tümör çıkar mıydı?

Bozuk bir nesiliz...

15 Haziran 2009 Pazartesi

Özgürlük?!


Lise 1'den beri adını duyup korktuğumuz, eşşek gibi çalıştığımız Öss ile sonunda yüzleştik. Hedef belli, beklentiler yüksekti. Sınavdan çıkana kadar...
ÖSYM bize bir güzellik düşünmüş ve soruları sözde kolaylaştırmış!
Bana göre ise geçen yıllara oranla en zor Öss!
Sabah bir umutla uyandım. Uykumu almıştım. Hava güzeldi, çok sıcak değildi. Üniversitede girecektim yeni binasında, sıralar temiz ve rahattı. Son dershane denemeleri yüksekti. Moralim ve kendime güvenim vardı. Her şey benim lehime idi. Tek korkum sınavdan kötü bir halde çıkmaktı. Ve o korkumda gerçekleşti.
Neyse sabah gittik üniversiteye, baya tanıdıkla karşılaştık, sınava gireceğim salona bir girdim. Gözetmenim, Matematik Hocam! Neyse sıralara oturduk, optik kağıt dağıtıldı. Ve kitapçıklar verildi. C kitapçığı geldi. Şöyle bir çevirdim yapılabilir gözüküyordu...
Ve 9:30....Sınav başladı....
Açtım Edeb.-Sosyalı ki en güvendiğim derstir. Fakat o da ne! O kadar ezberlettikleri yazar-eser'den sadece 4-5 soru vardı.Diğer 4-5 soruda sırf dörtlükle ilgiliydi. Bilsem yazarları ezberleyeceğime dörtlük çalışırdım. Neyse genede umduğum gibi bir yamuk yapmadıda 2. bölüm puanımı yükseltti.
Sonra açtım Mat-2'yi... Yorum sorulur mu lan matematikte!? Sormuşlardı... Neyse bekleneni veremeden bitirdim mat-2'yide kötüydü.
Türkçeye döndüm...O nasıl sorular öyle... Uzun uzun paragraflar beynimi ....... neyse Türkçeyide emin olmamakla yaptım...
Geldik Mat-1'e Allahtan bu kolaydıda biraz moral oldu...
Mat-1'i geçtim, daldım Sosyal'a... Bunuda hallettimde...
Deneme sınavlarında 1 saat arttıran ben bu sınavda 20 dak. arttırmışım!
İşte o ana kadar heyecanlanmayan ben heyecanlandım ve boş bıraktığım Türkçe ve Edeb. sorularında yüzde 50 şansımı kullandım çoğunluk yamuk yapmadı ama 1-2 soruda şans benden olmadı.
Sınav bitti...
Tabi ben ne yaptım ne ettim bilmiyorum! Doğru mu yanlış mı... Dışarı çıktım zombi gibiydim. Annem babam korktular...Ben bir üzüldüysem onlar on üzüldü...
Eve geldik kimsede moral yok...
Saat 15 oldu. Açtım ösym'yi baktım sınav sonuçlarıma...
Umduğum kadar kötü değildi. En azından dershane ortalamalarında geldi puanım.
Yani dershane puanınıza 10 puan ekleyin sizin Öss puanınız diyen zihniyeti ben kendimce çökertmiş oldum.
Umduğum kadar kötü olmadığını söyleyince evdekilerde derin bir nefes aldı, yüzler güldü.
Fakat öyle bir durumdayım ki istediğim yerle puanım sınırda.
Artık okuldan gelecek puanı ve sıralamayı bekliyorum.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Geri Sayım



Az kaldı az... Yazma hevesi geldi gene bana. 10 gün daha sabretmem lazım. Günler yaklaştıkça omzuma binen yük artıyor sanki. Kamburlaşmamın psikolojik sebebi bu olmalı. Hedeflediğim yerlerin puanlarıyla puanlarım tam sınırda seyir ediyor. Zaten şimdiye kadar hiç garanti bir durumum olmadı ki bunda garanti olsun...

Not: Bu yazının bir amacı yok,sadece canım birşeyler yazmak istedi. Biraz blogumda değişiklik olsun istedim. Bu satırlarda dahil yazıyı uzatmaya çalışıyorum........................................................................................

ERROR:Sözcükler tükendi lütfen beyin kartujunuzu yenileyin!