5 gün sonra hayatımın akışını değiştirecek bir yere gideceğim. Üniversiteye kayıta. 4 sene tabi sınıfta kalmazsam, başka şehirde, başka bir ortamda yaşayacağım. Belki çok iyi arkadaşlar edineceğim. Belkide hayatımın en gıcık yıllarını yaşayacağım.
15 gün sonra ise Afs ile Almanya'ya gideceğim. 1 sene kalacağım. Bu ise ilk büyük ayrılışım olacak. Belki bu sene üniversitede geçireceğim 4 yıldan fazla değiştirecek beni. Çünkü bu sefer ortamda,arkadaşlarda,dilde kısacası herşey farklı olacak.
18 senedir aynı şehirde yaşıyorum. Son 7 senemi okul-dershane-ev üçgeninde geçirdim. Herşey rutindi. Kitap-bilgisayar-film-ders...vs..vs Ve şimdi herşeyim değişecek. Tüm düzenim darmadağın olacak. Ben değişeceğim. Döndüğümde insanlar değişecek. Hayatımdaki rutinlik kaybolacak.
Yeni ülke,yeni dil, yeni okul,yeni aile, yeni arkadaşlar..vs..vs dönüşte ise gene yeni okul,yeni arkadaşlar, yeni çevre,yeni şehir...vs..vs Normalde bu insanı heyecanlandırmaz mı? Heyecanlandırır. Ama ben niye heyecanlanmıyorum? Bilmiyorum işte.
Tüm sene hedefime ulaşabilmek için eşşek gibi çalıştım. İstediğim hedefe ulaştım. Fakat nedense hedefe ulaşmak değilde hedefe giden yolda ilerleme safhası insanı daha mutlu yapıyor.
Evet, evet... Sonuç değil, uğraş zamanı daha heyecanlı ve iyi... :)
26 Ağustos 2009 Çarşamba
13 Ağustos 2009 Perşembe
Üniversite?!

ÖSS ile ne zaman tanıştım? 8.sınıfta ben OKS denen zımbırtıya hazırlanırken,abim ÖSS'ye hazırlanıyordu. Tabi o zamanlar bana çok uzak birşeydi ÖSS. Hatta 12.sınıfın başına kadarda çok uzaktı. Sonra anladık ki ÖSS denen 1,5 milyon insanın hayatını değiştiren olayın içine girmişiz. İlk 3 sene sırf yazılılara çalışınca son sene zorlanıyor insan, çevrenize bakın 10., 11. sınıfta deli gibi çalışanlar kendine büyük hedefler koyanlardır. Çünkü onlar farkına varmıştır bu konuları şimdiden halledeyim son sene zaman kaybetmeyeyim bunlarla diye.
Neyse girdim çıktım sınava Temmuzda puanlar geldi, dünde tercih sonuçları... Hedefim hukuktu ki puanım ve sırama hukuk garantiydi. Fakat üniversiteler belirsizdi. Marmara 150 kişi önümde 9 Eylül 150 kişi arkamdaydı benim sıramdan.
İstanbul fobim vardır benim. İlkokulda 2 kere önümü kesmişler paramı almışlardı İstanbul'da benim. O korku benim bilinçaltıma işlenmiş ve üniversite hedefi olarak İstanbulu hiç düşünmüyordum. Hedefim İzmir ve Ankara idi. Günler geçti sınav puanı geldi. Her insanoğlu gibi bende döneklik yaptım. Şimdi ise Ankarayı hiç istemiyor. Marmara Hukuk'u düşlüyordum. Tabii herkeste ohoo garanti girersin diye beni gaza getiriyorlardı. Marmara Hukukun gerek yeri gerekse binası çok iyidir.Hani bakıpta keşke burada okusam diyememek imkansızdır. Ben Marmara öğrencisi olacağım diye düşlerken tercihler açıklandı. O DA NE!! 9 EYLÜL!
İlk önce şok oldum. Hiç Dokuz Eylül'ü düşünmemiştim. Sonra internette 9 Eylül hakkında baya olumsuz yorumlar okudum. Korktum. Biraz zaman geçti kafam sakinleşti sonra düşündüm. Yahu İzmir! İzmirden güzel şehir var mı? Türkiyenin en güzel kızları... ÖHM..ÖHM! Yani eğitimide iyidir herhalde dedim, çünkü puanlarıda düşük değil. 9 Eylülde binlerce öğrenci var elbet bende okuyabilirim dedim.
Hani üniversite önemlidirde, asıl ortamdan pay çıkaracak ortam kuracak benim. Kafa arkadaşlar bulduktan sonra, en kötü yer bile en eğlenceli yere dönüşebilir.
İşte şimdi bunlarla avutuyorum kendimi. Dokuz Eylülün artısını eksisini yapacak olursam;
+İzmir
+İzmir
+İzmir
+İzmir
-Giden tanıdığım yok hiç arkadaşlarımdan
-Kampüs çok uzak şehre
-Kampüs yaşamı yok!
-İdari birim biraz ticarethaneye dönmüş
11 Ağustos 2009 Salı
Lanet olası sinekler!
Dede mirası fıstık gene kırıldı ve gene beni diktiler işçi başına bu konuyu daha detaylı 1 sene önce yazmıştım. Tekrar etmeye gerek yok. Sadece bu sene daha az sürdü çünkü fıstık azdı.Peki ben bu sene neyi yazacağım? Bu yazıyı analarına avratlarına küfretmek isteyipte etsem neye yarar diye düşünüp vazgeçtiğim bir şeye adayacağım.SİNEKLER!
Size yazı yazmaya değer mi lan? Olduğum yere ne diye gelirsiniz? Hadi pantolonuma, t-shirtüme konuyorsunuz sesimi çıkarmıyorum kulağımın içine yüzüme ne diye konuyorsunuz? Dünyaya ne hayrınız dokunuyor lan sizin!? Ettiğiniz bir bok yok anca boka konun sonrada insanlara konun. Bok mu sanıyorsunuz lan siz insanları! Soyunuz kurusun...
Çok mu sertleştim!? Bazı argo kelimelerden dolayı affınıza sığınarak söylemeye devam edeceğim. Çünkü doluyum sineklere karşı! Öyle içli dışlı oldum ki artık türlerini, anatomilerini biliyorum. Günde en az otuz sinek öldürdüm tarlada abartısız fakat yeterli olmuyor ki puştların bir tanesi 100 tane çıkarıyor.
Hele o kıçı gri renk, siyah benekli olan sinek türü yok mu... Böyle gıcığında gıcığı bir sinek türü olamaz. Göz önüne konmuyor bu sinek. Kulaklarımın yanında helikopter gibi asılı kalıp Vızzz...vızzz... ee vurmaya kalkışıncada kendi elinle yiyorsun ıskalanmış darbeyi.
Bir yapı marketinde raket sinek avlayıcısı bulduk. Raket şeklinde telli ve elektrikli. Pille çalışıyor. Sineğe yaklaştırıyorsun sinek uçayım derken değiyor rakete ve PAT!! NİHAHAHAHAHAHAHAHAHA! Sinek ölüyor işte bu alet benim en değerli eşyalarım arasına girdi. Canlı öldürmeye kolay kolay kıyamam fakat sinekleri zevkle sadistçe öldürürüm.
Son söz: Sineklerden nefret ediyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)