25 Aralık 2010 Cumartesi

25 Aralık!

Bir yandan vizelere çalışma zorunluluğunu hissederken, diğer yandan geçen sene bu zamanlar Noel vaktini düşünürken beni oldukça gururlandıran bir gün gelir çatar.
25 Aralık 1921... Hiçbir destek almadan savaşan Antep halkının Fransız işgalini sona erdirdiği gündür.İzmir'in 9 Eylül'ü gibi önemli bir tarihtir. Fransızlara karşı 11 ay desteksiz, yardımsız savaşıp 6 bin şehit veren bir şehrin en gururlu günüdür bugün. Nitekim M.Kemal Atatürk ve TBMM, 8 Şubat 1924 yılında Antep halkının kahramanlığını takdir etmiş, 'GAZİ' ünvanı verilerek Gaziantep olmuştur şehrin adı.
25 Aralık 1936 tarihinde ise  Gaziantep'in düşman işgalinden kurtuluşunun 15.yılında Atatürk, beni bir Gaziantep'li olmaktan gururlandıran ve gururlandırmaya devam edecek şu sözleri söylemiştir;
"…Türküm diyen her şehir, her kasaba ve en küçük Türk köyü, Gaziantepliler’i kahramanlık örneği olarak alabilir."

Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk'ün nüfus cüzdanının Gaziantep'in Şahinbey ilçesinin Bey Mahallesine kayıtlı olduğunu biliyor muydunuz? 

İnsan,memleketinin kıymetini dışarı gidince anlarlar derler ya, ne kadar doğru olduğunu dışarı gidince anlıyor. Son iki seneye kadar benim için tatil günü olan bugün daha anlamlı.
Aynı şey ben yurt dışındayken 29 Ekim,23 Nisan,19 Mayıs içinde geçerli idi. Lakin bugünlerin ne kadar önemli insanlık tarihinde görülmemiş bir mücadelenin günleri olduğunu anlatsanızda sizden olmayan anlamıyor. Onun için olmuş bitmiştir ne var yani?
Eşduyum kuracak olursak bizim içinde Fransız İhtilali olmuştur bitmiştir. Ne var yani?

Genede birilerine bunu anlatmayı, paylaşmayı başkası tarafından verilmemiş olsada bir görev sayıyorum.Bunu yapmazsam vicdanım rahat etmiyor.

7 Aralık 2010 Salı

İstatistikler...


Blogumu şöyle bir kurcalarken bir baktım istatistikler diye bir başlık eklenmiş. Arkaya verdim heyecan müziğini bir tıkladım ne göreyim! Hep merak ettiğim bir meseleyi halletmiş blogger. Siteye kaç kişi girmiş, nereden girmişler en çok hangi yazımı okumuşlar..vs..vs bunlar var. İnternette tıklanma rekoru kıran siteme basamak yetiştiremezler kaygısıyla baktığım tablodaki rakam gerçekten çok anlamlıydı: 1376!
Sonra bir hesaplama yaptım,sayıların yüzdelik dilimlerini alıp oranlara dağıttım, sonra çarptım bulduğum sonuca 10 ekleyip geri çıkardım ondan sonra soldaki bir'i attım ve benim baktıklarımı çıkarsak ortaya yaklaşık 376 defa benim dışımda girenin olduğu kanısına vardım.
Girenler anladığım kadarıyla google'da yolunu kaybedenler. En çok okunan veya bakılan konu ise 2008 haziranında eklediğim Hurda mezarlıkları başlıklı yazım. Hmm...ilginç sanırsam oradaki resimlere görsellerden bakmak için girince bana reyting sağlıyorlar.
Bunlar dışında haliyle en fazla Türkiye'den tıklanmışım. Ardından 107 tıklama ile ABD geliyor. Kesin CIA vardır bunun içinde. Sonrada Almanya'dan tıklanmışım 32 defa. Şöyle bir düşündümde büyük ihtimal ben oradayken girdiklerimdir. Birde Japonya'dan 11 defa ziyaret edilmişim. Onlarada 'konnichiwa'  diyerek takipte kalmalarını söyleyeyim buradan.
Şimdide okuyanlardan bir isteğim olacak. Her okuyucu 5 tane ilokul arkadaşını,5 tane ortaokul arkadaşını, 5 tane lise arkadaşını,5 tane askerlik arkadaşını, 4 tanede sokaktaki adamı bu siteye sokturursa inanılmaz bir reyting elde eder, reklam alır para kazanırım üstüne giren sayısının ortasındaki 3 basamağı siler soluna 4 eklersem 40 yapar!

Biterken çalıyordu: Rammstein-Haifisch

2 Aralık 2010 Perşembe

Ufak düzenlemeler

Önce tepeden "AFS Deutschland macerasında" başlığını silelim.Sonra düşünelim oraya ne koyabiliriz?
-Adaletin yolunda haklının yanında
+Yok bu çok idealistçe oldu.
-Bir hukukçunun günlüğü
+Tabi ya bir bu eksikti.
-Hukuksuzlar ülkesinde hukukçu olmaya çalışmak
+O kadar politik değilim be!
-Hukukçunun karalama defteri
+Bu klişe düşünceyide düşündükten sonra boş bırakalım o kısmı. Aklıma bir şey gelmedi.

Tepedeki şu Almanya ile uyumlu olsun diye koyduğum Brandenburg Kapısının resminide silelim oraya ne koysam şimdi. Bakayım görsellerde İzmirle ilgili güzel resim var mı?  (Bakılır ve bulunamaz)
O zaman şu Themis'i koyayım Adalet tanrıçasını. Hmm..Bu da çok göz aldı ve durmadı sileyim belki sonra bulur bir şeyler eklerim. (Böylede çok boş durdu. Resim bulmalıyım!) 
 Yarım saat sonra...

Şu bloga resim koymak ne zor iş be! Bir terazi koyayım dedim ya ortalı durmuyor ya yayılmıyor başlığın kutusuna, sinir etti beni. İkide bir yükle bak pikselini küçült,yeniden boyutlandır...vs..vs
Usandım. Kalsın şu terazi orada. Hani hukukçuyuz ya belli olsun buradan resmiyet katsın biraz. İnsanlar girince saygı uyandırsın. Altınada çakayım Latince birkaç cümle sonra millet anlamasın ama benim bildiğimi zannetsin bunlarında işi zor falan desin...

Neyse yeter bu kadar. Uzun zamandır yazmamışım paslanmışım zaten. (Okuyanda her gün yazdığımı sanacak!) 

Ve hep yapmak istediğim birşeyi yapacağım. Bir ilki:
 Yazı biterken Yann Tiersen-Monochrome çalıyordu. (Ben özenti olmamak! :) )

10 Eylül 2010 Cuma

E-yır & Ha-vet

Şu sıralar hayatta en çok kullandığımız kelimeler listesinde başlarda yer alan iki kelime bizim için daha fazla anlam ifade ediyor.
İnsanlar bu iki kelimeden birini seçtirmek için binlerce kelimelik ikna metinleri,söyleşiler hazırlıyor.
Hatta ve hatta karşı kelimeyi kullanmamaya özen gösteriyorlar.
En çok kullandığımız iki kelime evet ve hayır'ı bile kutuplaştırdığımız görüşlere çektik.
Evetçi ve Hayırcı dediğimiz gruplarda çıktı.
Artık referandum bitsede bu kelimeleri arada art niyet aranmaksızın kullanabilsek diye düşünmeden edemiyor insan. 
Geçicici bir süre Yes-No, Ja-Nein desekte olmaz ki...
Görülen şu ki 12 Eylül öncesi ve sonrası evet ve hayırın anlam zenginliği arasında çok fazla bir fark olacak.
Ekonomiyi etkilemese bari...

Not: Tabii ki referandumla ilgili herkes gibi(!) bende maddeleri okudum kendimce yorumladım ve düşüncemi oluşturdum. Kararımı verdim. Amma velakin insanların uzman kesildiği bu referandum hakkında bana söz düşmez o sebeple burada inciğini cıncığını yazmamın kimseye yararıda yok.
Zamanında demişti bir aydın:"Bilgi sahibi olmadan....."

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Köln Katedrali (Kölner Dom)

Çok olmuş yazı eklemeyeli...
O sürede Afs yılımı tamamladım, Türkiye'ye döndüm. Üniversite için hazırlıklara başladım. Ama gezdiğim gördüğüm bazı yerleri anlatmaya devam etmek istiyorum bu yazımda anlatacağım yerse diğerlerine göre daha etkileyici daha ünlü bir yer: Köln Katedrali!


Köln benim oturduğum Kuzey-Ren Vestfalya eyaletinin en büyük şehri. Almanyanın batısında yer almakta. Türklerin ise Berlin ve Hamburg'tan sonra en çok bulunduğu 3. şehir. Nüfusu yaklaşık 1 milyon. Şehrin en önemli sembolü ise gördüğünüz Katedral..

Değişim senemin ilk ayı dolmak üzereyken götürmüştü Claudia(Host Annem) beni Köln'e. 2 saat sürmüştü arabayla. Diğer Afs'li arkadaşlarımın fotolarından biliyordum Köln Katedralini hatta fotoğraflarına bakınca inanamıyordum. Kölnün bizim İstiklal caddesine benzer çarşı caddesinde yürüyorduk gayet normal caddenin sonunda meydana gelince kafamı sağa çevirince gördüm tüm ihtişamıyla bu Katedrali.  5 dk ağzım açık kafa yukarı bakmışımdır bu devasa yapıya.
Tabii yolun ortasında benim o halimi görseniz bir mal olduğumu düşünebilirsiniz ama ben kafamı indirince gördüğüm tüm yabancıların öyle baktığıydı. Hangi detaya hangi inceliğine bakacağınıza şaşırıyorsunuz. Yapımının 632 sene sürmüş olduğunu duyunca bir zahmet etkileyici olsun diyede düşünmeden edememiştim. Bu devasa yapının içine girerken bile kafam yukarıdaydı.

                  Kafanızı kaldırdığınızda işte böyle bir manzaraya bakıyorsunuz.

Dışının görkemi katedralin içinede yansımamış olur mu? Nereye baksanız oyulmuş taşlar, heykeller, tablolar... Bu arada bir uyarıda yapayım olur ya bir katolik kilisesi veya katedraline girerseniz başınızdaki bereyi veya şapkayı çıkartın.Sinirli bir görevli tarafından o kadar insan içinde azarlanabiliyorsunuz. Neyse geçtik içeri ben bir mum yaktım. Sonra oturdum o katedrale kafamı kaldırdım sağa sola arkaya öne her tarafa bakmaya çalıştım. Kilise müziklerinide seven biriyimdir. Bir yandanda müzik çalıyordu gayet memnundum ortamdan Hemen hemen her kilise gibi buranında alt katlarında mezarlar var. Orayıda gezdimde doğrusu pek bir anlam ifade etmedi. Yukarıda çıkılabiliyor. Ama yukarı çıkış saat 17'de kapandığından biz geç kalmıştık. Kölne sene boyunca 4-5 kere gittim. Bir gidişimde Kölnde oturan Afsli Türk arkadaşımla yukarı çıktık. Yukarı çıktık demek kolay. Şimdi bir merdiven düşünün yuvarlak, çıkarken sürekli sağa doğru inerkende sürekli sola doğru basamaklar dönüyor,sığarsa 2 kişi yanyana çıkabilir ama kuleye giden tek merdiven o! Bir yandan inenler bir yandan çıkanlar ki yanlış hatırlamıyorsam 533 basamaktı baya efor sarfetmek gerekiyor! Bu zorlu yeri aştıktan sonra Kölne tepeden bakıp 'Seni yeneceğim Köln' diye bağırabilirsiniz. Emin olun orada anlayanda çıkar ne dediğinizi.

Köln Katedralinin hemen yanında ise Kölnün tren istasyonu yer almakta. Almanyada ulaşım tren ağırlıklı olduğundan Kölne gelipte Katedrali görmedim demek körlere mahsustur. Tren garından çıkıp solunuza bakınca dağ gibi duruyor Katedral.(Not:tren istasyonun hemen karşısında Halkbank var bir tane)

    
Alt taraftaki nehir Ren nehri. O köprü sadece trenler için. O yolu takip ederseniz Köln tren garını, onunla ve Katedralle arasında kalan ışıklı yapının altında Halkbankı, Katedralin solunda ise Kölnün çarşısının girişini bulabilirsiniz.

Fransa denince Eyfel kulesi,İtalya deyince Pizza kulesi gelir akla. Ya Almanya deyince? Benim aklıma hep Brandeburg kapısı gelir. Çoğu insan ise hiçbir şey ile özdeşleştirmezler Almanyayı. Böyle bir yapıyı ise neden sadece şehirlerine özgü hale getirmişlerde ülkeleriyle özdeşleştirmeye çalışmamışlar anlamış değilim.

Kölne her gidişimde bu yapıyı yeni görmüş gibi hayranlıkla baktım. Akşamında ,gecesinde, karlı havada,bahar havasında,karnaval gününde her halinde gördüm. Her halide etkiledi beni.

9 Mayıs 2010 Pazar

Tetraeder, Bottrop


AFS Almanya senemde tanitacagim 3. mekan Tetraeder! Öncelikle dümdüz yer sekillerine sahip olan RUHR bölgesinde bazi ufak tefek tepeler yer almakta. Tepe degilde tepecik desem daha dogru. Böyle olunca buralarda haliyle sehir manzaralari olusuyor. Bunun gibi yerlere ise bir seyler dikerek, yürüyüs yollari yaparak bu tepecikleri degerlendirmisler Almanlar.

Tetraeder,RUHR bölgesinde Bottrop sehrinde yer almakta.Sehir hakkinda pek bir bilgim yok maalesef fakat konum olarak Oberhausen ile Gelsenkirchen arasinda.

Gelelim Tetraeder'e... Bir anlam ifade ediyor mu? Hayir! Sadece Almanlar, bos tepe var hadi degisik birseyler yapalimda insanlar gelsin "Aaaa" desinler diye piramit seklinde yapilmis bir yer.

Tetraeder, Yunancada dik ücgen prizma yada ücgen dik prizma anlamina geliyor(Uzun zamandir Geometri calismadigim belli oluyor.).

1995 yilinda mimar Wolfgang Christ tasarlamaya basliyor burayi.2004 senesinde ise acilisi yapiliyor. Yapiminda 210 ton demir kullanilmis. Ve o demirleri ucu uca eklerseniz dünyayi 6 kere sarabileceginizi söyleyip sizi etkilemeyi cok isterdim ama 1,5 km elde edebiliyorsunuz anca ki bu da kisa sayilmaz.
Tetraeder'in altindan bir görüntü

Yapida 3 tane platform yer aliyor. Merdivenlerle cikiyorsunuz. Ilk platform 18, ikincisi 32, ücüncüsü 38 metre yüksekliginde. Merdivenlerdeki toplam basamak sayisi ise 387. Ücüncü platform ise 8° derece egik durumda(Okunup unutulacak bilgiler)

Bunlar disinda Tetraeder'den, daha önce yazdigim Gasometer(Oberhausen) , Schalke Arena(Schalke 04 Stadyumu) ve bir sürü fabrikayi gayet net görebilirsiniz. Üstte resimde karakalem manzara resmi var eger orada kafaniz kaldirirsaniz gercek manzarayi göreceksiniz. Örnegin bakiyorsunuz büyük bir bina ileride bir fikriniz yok ne bu diye sonra oradaki tabelaya bakinca orasinin ne oldugunu ögreniyorsunuz. Tabii fotografimda baya kirli oldugundan pek bir sey anlasilmamasi mümkündür. 



Tetraeder hakkinda bildiklerim bu kadar. Tabii oraya kadar gidipte Türk izlerine rastlamamak mümkün mü? Degil tabii ki. Bu yazimida karisini seven adamdan,Dilek'ini sapsup öpene, ve grup olarak gelip isimlerini yazanlara selam yollayarak bitiriyorum...




14 Nisan 2010 Çarşamba

Bisiklet




Bu sene kazanimlarindan en önemli birini sorarsaniz cevabim bisiklet sürmeyi ögrenmem olur. Evet belki inanamayabilirsiniz "Nasil ya, bisiklet sürmeyi neden bilmiyordun ki" gibi tepkiler verebilirsiniz. Ama süremiyordum iste, yasadigim sehirde dogrusu bisiklete özel tesvik yok, ailede hadi bisiklet alalim sanada ögren gibisinden bir baski kurmadi haliyle ögrenemedik. Tabi bazen arkadaslarimin bisikletlerinde ögrenme tesebbüsüm oldu fakat genelde denge sorunu ve düsmekten korkmamdan yarim kaldi hep.
18 sene boyunca benimle birlikte icimde biraz bisiklet süremiyorum demenin utanci yasadi.
Almanyada okula ilk gittigim gündü yürüyordum okula dogru, o an yanimdan onlarca bisikletli geciyordu.Sehirde yürüdügüm kaldirimin yarisi bisiklet yoluydu, otomobil sürücüleri bisikletlilerin trafikteki yerini ve haklarini biliyorlardi, o zaman düsündüm iste ne yapmali etmeli bisiklet sürebilmeli.
Önce buradaki Alman dedemin bahcesinde ufak bir yokustan kendimi birakarak basladim. Zordu her an düsecegim diye ayagimi sürtüyordum yere. Her defa biraz daha cesaretle bir süre sonra basardim. Yavas yavas dönüs yapmayi, frenlemeyi, tek elle sürebilmeyi ögrendim.
Simdi ne mi oldu? Bisiklet sürmek buradaki hayatimin bir vazgecilmesi oldu. Her gün 20 dakikalik okul  yolunu bisikletle 5 dakikada almayi, canim sIkkin oldugu zaman 7-8 km ötesinde Ren nehri kiyisindaki kücük ama manzarasi hos olan köye gitmeyi, eger sehre gitmek istersem 5 km'lik yola otobüse verecegim 2,2 euro yada yürüyerek 45 dakikada varabilecegim ama bisikletimle 15-20 dakikada ulasabilmenin mutlulugunu yasiyorum.
Sartlar elverir mi bilmem ama Türkiyeye dönüstede bu edindigim bir nevi hobimden faydalanmak istiyorum.
Bisiklet sürmek eglenceli, tabi yokus cikmadikca...

12 Mart 2010 Cuma

Landschaftspark,Duisburg

Afs Almanya senemde anlatmak istedigim ikinci mekan :Landschaftspark!


Landschafts'in Almancadan Türkceye birkac cevirisi var. "Bölge" anlamindada kullanilabilir "yöre" anlamindada yada "manzara" anlaminda. Emin olmamakla beraber Manzara anlaminda kullanildigini zannediyorum.

Konum olarak ise Duisburg'un Meiderich bölgesinde yer almakta. Otoyoldan veya biraz tepe bir yerden görmeniz mümkün. Bulunmasi zor degil.


Ne idi ne oldu? Sorusu ile birazda tarihini anlatip bilgi vereyim:


1901 yilinda kuruluyor bu fabrika.Ilk acildigi anla simdiki halini kiyaslamayin, seneler gectikce isler büyüdükce fabrikaya eklemeler,modernizasyonlar geliyor. Bu fabrikanin islevi ise celik üretmekmis. Cografya dersini dinleyenler bilir, Almanyanin RUHR bölgesi zengin kömür yataklarina sahiptir diye iste o kömürlerin geldigi yerlerden biride burasi..(Dipnot: O kömür yataklari artik bitmek üzere. Alman hükümeti 10 yil icinde ülkedeki tüm kömür yataklarinin kapatilacagini söylüyor.)

84 yil calismis bu fabrika, 84 yilda 37 milyon ton celik üretmis. Zamani geliyor ve bu fabrikada kapaniyor. Sonra ne oluyor? Bu fabrikayi park haline getiriyorlar! Evet yikmiyorlar yada paslanmaya birakmiyorlar.



Hurda aletlerin arasindan yukari cikip kusbakisi Duisburg'u görebiliyorsunuz.
Yazin fabrikanin tren girisindeki meydanda acik hava sinemasi seyredebiliyorsunuz.
Sadece sinema degil, konserlerden tutun opera ve tiyatrolara kadar program bulabiliyorsunuz.
Malzeme odalarinin icinde günes isigi ve ciceklerin arasinda kitap okuyabiliyorsunuz.
Fabrikanin kirli su havuzunda yapilan bir iki oynama ile birseylere tutunarak duvara cikma sporunu becerebiliyorsunuz.(Adini unuttum o sporun)
Fotografcilik icin ise harika bir mekan. Her gidisinizde bir fotografci grubunu cekim yaparken görebilirsiniz
Fabrikanin su gelis kanalinda yüzebiliyorsunuz.
Daha bunlar gibi bir sürü imkan yaratmislar.





Deginmek istedigim su ki adamlar bunu düsünmüsler.Elimizde ölü bir fabrika var. Söksek hurdaya cikarsak araziyi bosaltsak baska bir sey yapsak diye planlasalar en az 20 yil orasi cirkin bir sekilde kalacakti. Bunun yerine burayi en iyi nasil degerlendirebiliriz diye düsünmüsler.  Agac dikmisler, bisiklet parkurlari yapmislar bisiklet sürerken bir sürü degisik demirlerin,panellerin altindan üstünde geciyorsunuz, kaykay alani yapmislar, hatta fabrikadaki bazi borulari söküp kaydirak koymuslar ki mekanla beraber oldukca ilginc kiliyor.





Bu park ile ilgili yazimida; eger olur ya bir gün buraya yolunuz düser ve en tepesine cikarsiniz asagidaki binalarin catisina bakarken göreceginiz Josephine askini taa oralara kadar yazmaya becerebilmis azimli milletimin bir bireyi olan Sefa'ya selam göndererek bitirmek istiyorum.





22 Şubat 2010 Pazartesi

Gasometer, Oberhausen

Simdi buralara kadar gelmisim, gezip gördügüm yerler hakkinda yazmazsam olmaz. Dogrusu bir rehber gibi bir sey hazirlama planim var gezdigim yerlerle ilgili ama ne kadar uygulayabilirim bilmiyorum.

Bu yazida sizi bir yeri takdim etmek istiyorum: Gasometer!



Resimde gördügünüz yer Almanya'nin Nord-Rhein Westfalen bölgesinde yer alan Oberhausen sehri sinirlarinda bulunan Gasometer.


Oberhausen, Bati Almanyada bulunan Essen,Duisburg,Düsseldorf gibi sehirlere siniri olan bir sehir. 200.000-250.000 arasinda bir nüfusa sahip. Buna ragmen Centro adiyla bir alisverismerkezi var ki Almanyanin ve Avrupanin en büyük AVM'leri arasinda. Sehir RUHR bölgesinde yer aldigindan bölgede nüfus yogunlugu oldukca yüksek. Oberhausen ayrica Türkiye'den Mersin ile kardes sehir durumunda.
Gasometer'in tepesinden bir Oberhausen fotografi

Gasometer'e gelecek olursak, öncelikle tarihinden bahsedeyim.
1927 ile 1929 arasinda insa edilmis ve bölgedeki fabrikalara bir gaz deposu olmasi amaciyla yapilmis. 1945 yilinda ise hicbir islevi kalmamis. Cünkü 2.Dünya Savasinda Müttefik kuvvetlerinin fabrikalari bombalamasiyla gaz tedarik edebilecegi bir fabrika kalmamis.Bunun üstüne Gasometerde hasar görmüs. 1946 yilinda tekrar tamir edilip 1988 yilina kadar kullanilmis. Sonrasinda emekliye ayrilmis ve bir firma 16 Milyon Mark'a satin almis burayi. 1994'e kadar onarmislar,havalandirma sistemi,asansör...vs..vs Anlayacaginiz adam etmisler. Sonrasinda ise her sene bir sergi getirip iceride sergilemeye baslamislar.
Birazda teknik detay verecek olursak:
347.000 metre küp hacme sahip,
117 metre yüksekliginde Avrupa'nin en büyük Gaz Deposuymus zamaninda.
Simdi 2010 Avrupa Kültür Bölgesi RUHR icin bir sembol durumunda Gasometer,Oberhausen.
Her sene cesitli sergiler düzenleniyor. Mesela bu sene ki konu Astroloji ve Günes Sistemi idi ki cok ilginc seyler vardi.Hepsinin altinda bilgilendirme mevcuttu fakat gittigim vakitte Almancamin iyi olmamasi sebebiyle okuyamadim.
Resimdekiler Osmanli astrologlari fakat altindaki notta Arap yazilmisti ki sinirlendirdiler beni


Bu ise degerli tarihi bir Dünya küresi. Oldukca hosuma gitmisti.
Bir sürü ilginc fotograf cekmistim fakat bloga birden fazla resim atip düzenlemek resmen iskence gönül isterdi ki hepsini koyabileyim.
Bu bilgiler disinda iceriye giris ücretli 5 Euro civari..
Otoparki mevcut.
Gasometere giderseniz tepesine cikmayi unutmayiniz.
Disarisindan merdivenle yada iceriden asansörle yukari cikabilirsiniz.
Merdivenle 117 metre cikmak?
Önerim Asansörle cikip merdivenle inin .
Yada asansörle cikip asansörle inin en kolayi.
Neden ben cikip inme isine bu kadar taktim?

19 Yas

Dogum günü insana ne ifade eder?
Insanin kendisini özel hissettigi bir gündür demisti Nickoledeondaki bir cizgi filmdeki yasli nine...
Evet Hegel yada Nietzsche gibi bir filozof dememis cizgi filmdeki o nine demis benim aklimda kalmis.
Dünya nüfüsunu 7 milyar diye yuvarlarsak yilin her günü yaklasik 1.910.000 milyon insan dogum gününü kutluyor nesini özel hissedeyim ben simdi bunun?
Tamam itiraf edeyim biraz özel bir gün olarak hissediyorumda ne bileyim cok özel degil, garip bir gün oluyor benim icin. Ne cok özel ne cok siradan.
Her dogum gününde bekliyorum bazi seyler, eski bir Yunan Tanrisinin gelip bana gücümü ögretmesi, uzaylilarin beni secip maceradan maceraya kosmayi yada özel güclere sahip olup insanligi kurtarmak gibi seyler.

Bu sene bir umut vardi bak dedim kendime 19.02.1991 de dogdun. Bu sene 19 yasina gireceksin. Rakamlarda bir sifre var dedim.
Devlet Bahcelinin 40'i bulma zekasini kullanmayi calisarak rakamlari topluyor carpiyor fakat simdilik bir sey elde edemiyorum.
Birde 19 sifresi var. Atatürk hakkinda bir 19 gizemi var.
1881-19'a tam bölünüyor.
1919- 19'a tam bölünüyor
1938-19'a tam bölünüyor.
Haliyle 57 yasinda vefat eden Atatürkün yasida 19'a tam bölünüyor.
Ne mutlu Türküm diyene! 19 harfli
Mustafa Kemal Atatürk 19 harfli
Neyse böyle bir liste vardi iste simdi bende ayin 19'unda dogmusum 1991 senesinde ve 19 yasina girmisim bekliyor iste insan özel bir sey.

Ne umdun ne buldun derseniz dogrusu özel bir sey ummadim (özel gücler haric)
Bu sene ilk defa memleketim disinda girdim bir yasima.
Orkide pastanesinden alinan pasta yoktu.
Annemin her sene aldigi bir elbise yoktu.
Babamin her sene 250 kontör yolladigi telefon hattim yoktu.
Kardesimin aldigi parfüm yoktu.
Ne vardi?
Host ailem verdi bir koli elime koli icnde 7-8 paket.
Aha dedim basladim acmaya...
2 müzik Cd'si cikti sevindim istedigim Cdlerdi
Bir tane Notebook, bir tane Ipod,bir T-shirt, bir gözlük...vs.vs siradan seyler...
Yanlis okumadiniz Notebook! Ama gercek notebook, yani defter...
Ipod? Yanlis yazmisim Eipott olacak manasi Yumurta kabi yani bizim rafadan yumurta koydugumuz sey, fakat Almancada Ipod ve Eipott ayni sekilde okundugundan bir kelime oyunu oluyor.
Anlayacaginiz cd'ler disinda ise yarar bir sey cikmadi.

Sonra 2 Türk Afs'li Anil ve Mustafa ile bira, raki aldik bizim evde ice ice konusa konusa sabahladik. Rakiyi icemedik. 12 tane birayi 3 kisi bitirince Raki agzimiza eder dedik bulasmadik ona. Sabaha kadar konustukta konustuk fakat konusmamizin yüzde sekseni siyasetti.
Bu arada Almanyada icki cok ucuz. Yani Raki bile burada daha ucuz Türkiyeden. Bir 70'lik 12 euro ki 26-27 Tl arasina denk geliyor. Bira ise ciddiyim ki sudan ucuz.
Bir sonraki gün burada Host ailemin dostlarini akrabalarini cagirmistim. Türk yemegi yaptim onlara.
Menü: Mercimek Corbasi,Peynirli Börek, Dolma ,Cacik
Onlari düsünerek yaptigim bu yemekleri anladim ki özlemisim bir yedim ki ulan geldigimden beri yedigim en baba yemekti.
Cünkü Alman mutfagi diye bir sey yok...

18 yasinin bir havasi vardi. Eger 18 yasina girersen tamam sen adam oldun evden kacabilir, ehliyet alabilir, +18 isleri artik senin icin yasal olur falan.
Ama 19? Yeni bir hak? Yeni bir özgürlük? Maalesef degisen bir sey yok.

Bunlar disinda dogum gününde beni en cok sevindiren ise facebook mesajlari idi.
Kabul ediyorum Facebookta sagda xxx xxxin dogum günü bugün yazisi olmasa kimsenin umrunda olmam mesaj yollayanlardan 1-2 si mail atarsa atardida öyle olmadigina göre sevinebilirim cünkü bu benim icinde baskalarina gecerli.
Neyse anlayacaginiz mutlu oldum mesajlari görünce, ne zamandir görmedigim görüsemedigim tanidiklarimin mesajlarini gördükce sevindim.

Böyle girdik iste bir bir yeni yasa daha....

12 Ocak 2010 Salı

Moleskine


Yazmam lazim. Yazmaliyim. Ama neden yazmiyorum?

-Aziz Nikolaus günü ayakkabimin icinde bir not defteri bulmamla basladi hersey. Anlamamistim ilk basta. Noluyor lan gibi bir hayretle bakinca gördüm 2 Tane "Notizbuch"u. Ama bunlar normal degildi. Bunlari cekici kilan ayri birsey vardi. Bunlar "MOLESKINE Notizbuch"lariydilar. Hemingwayin, E.A.Poe'nun not defteriydiler. Böyle degisti hayatim simdi oraya.....

Bakiyorumda o defterede 1.5 aydir bir sayfa yazmisim. Kisacasi üsengeclik.

Not: Hobaaa! Ben bu Moleskine ile dalga geciyordumda(sildim o kisimlari) bu Moleskine baba defter firmasiymis. Yorumlari okuyunca ben neye sahipmisim dedim.Artik o deftere gereken ilgiyi gösterecegim.

Not 2 :Eger bir Moleskine defteriniz varsa giriste bir para yazma kismi var ki ben oraya unutmamam gereken bir rakami yazmistim. Sonradan ögrendim ki orasi eger defterim kaybolursa ve bulan bana getirirse ne kadar para verebilecegim kismiymis! Umarim defterimi kaybetmem!

Birkac kullanici yorumu(kaynak:eksisözlük):

"üzerine yazılırken el yazısı farklılaşır. kdv fişi toplamı yazarken bile, sanarsın hemingway doğruldu mezarından yazıyor deftere, öyle bir şeydir."

"en keskin kitapların, en keskin bölümleri not alınır bu deftere. anlar. hayattan anlar. taşıdığı mirasıyla büyür, olgunlaşır cümleler. sihirli bir el değmiş gibi.
moleskine'i olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrılır dünya."

"ilk görüşte aşk.defter dedigin böyle olmalı kaymak gibi sayfalar kalın simsiyah kapak.kayboldugu takdirde şu adrese teslim edin ödül olarak su kadar para temin edecegim gibi sayfanın basına da not atmayı borç bilmiş degerli defterin saygıdeger üreticileri.picassoya aşık biri olarak zamanında onun kullanmış olması el titretiyo bittabii.. acaba yazsam mı yazmasam mı diye düşündürtüyor ama olsun pişman degilim diyorsun yazınca da,içinden yaa daha güzelini yapabilirdim aslında kuşkusuyla.."